ÖZGÜRLÜK

Nilüfer Turizmin Otobüsleri için aylık yayınlanan Gezgin Dergisini her seyahat ettiğimde büyük bir keyifle okuyorum. Mayıs 2009 sayılarında benim de bir yazıma yer verdikleri için kendilerine çok teşekkür ediyorum. İşte yazım:

Özgürlük

Gezgin DergisiBenin adım Hüseyin Can. Ben ailemizin en küçük çocuğuyum. Benden büyük iki erkek kardeşim var. Onlar benden sekiz ve on yaş daha büyükler. Anlayacağınız annem ve babam tam “Oh be! Çocukları büyüttük” derken ben varlığımla onlara sürpriz yapmışım.

Bebeklik ve ufak çocukluk dönemimi pek hatırlamıyorum. O zamanlardan aklımda kalan annemin, babamın ve ağabeylerimin beni çok sevdikleri ve kendimi onların yanında huzur ve güvende hissetmemdir.

Ben genelde hep neşeli bir çocuk olmuşumdur. Birisi bana gülümsediği zaman ben de hemen karşılık veririm. Yanaklarım da tombul tombul olunca dışarıda yabancılar bile şirinliğime dayanamaz ve  gelip beni hemen severler. Genelde de hep yanaklarımı sıkarlar ama ben bundan pek hoşlanmam.

Beş yaşıma kadar birkaç tane bebek arabası eskittim. O zamana kadar annem nereye giderse beni de yanında götürürdü. Bir süre sonra bebek arabalarına sığamaz oldum. Ondan sonraki yaklaşık iki sene bir zorunluluk olmadıkça annem beni yanında götürmemeye başladı. Evde zaman geçirmeye alışık olmadığım için bu dönem benim için çok zor geçti. Aynı zamanda annem de bir yere gidemez olmuştu. Yakın çevremizde bana bakacak kimse yoktu. Bu dönemde sık sık annemle babamın tartışmalarına şahit oldum. Annem babamdan tekerlekli sandalye diye bir şey almasını istiyordu. Babam ise “ben çocuğumu onunla dışarıda gezdirmem” diye itiraz ediyordu. Anladığım kadarıyla bu tekerlekli sandalye pahalı bir şeydi. Yoksa benim tanıdığım annem çoktan bir yolunu bulmuş ve onu benim için temin etmişti. Tekerlekli sandalyenin ne işe yaradığını ben o zamanlar anlayamamıştım.

Bir gün anneme bir telefon geldi. Görüşme bittikten sonra sevinçten annemin gözleri dolmuştu. “Oğlum, biz seninle bundan sonra yine her yere birlikte gideceğiz” dedi.

Ertesi gün beni kucağına aldı ve biz bir lisenin yolunu tuttuk. Oraya vardığımızda bir sürü insanın toplandığını gördük. Bu insanlar sanki bir olayı kutluyor gibiydiler. Ayrıca basın mensupları da ordaydı.

Bizi bir öğrenci karşıladı ve elindeki listeye baktıktan sonra az ileride duran arkadaşına “Hüseyin Can’ın tekerlekli sandalyesini getirin” diye seslendi. Biraz sonra benim hayatımın dönüm noktası olacak tekerlekli sandalyemi getirdiler.

O günden sonra hava yağışlı olmadığı sürece annem beni yine hep yanında götürmeye başladı. Pazar ve market alışverişlerini birlikte yapıyoruz. Faturaları birlikte ödüyoruz. Ev ziyaretlerine birlikte gidiyoruz. Resmi bayram geçişlerini izliyoruz. Sinema, tiyatro ve konserlere gidiyoruz. Çok sevdiğim futbol takımının karşılaşmalarını seyretmeye de annemle birlikte gidiyoruz. Hatta annem kendisi için bile doktora gitse beni yanında götürüyor. Ben annemin yanındayken genelde bize sıra bekletmiyorlar. Annem de bana “sen benim torpilimsin” diyor.

Tekerlekli sandalyemi çok seviyorum. Onu bana hediye edenlere bir kez daha teşekkür ediyorum.

*****

Oğlum Hüseyin Can kendisini ifade edebilseydi eminim sizlere bunları anlatırdı. Ancak o bunları yazabilecek durumda değil. Hüseyin Can halk arasında spastik diye bilinen Serebral Palsi teşhisi konmuş ağır engelli bir çocuk. Yürüyemiyor, ellerini düzgün kullanamıyor, konuşamıyor, oturduğu yerde düşse bile kalkamıyor ve hiçbir ihtiyacını kendisi karşılayamıyor.

Hüseyin Can gibi nice çocuklar var. Yürüyemeyen engelli çocukların bir çoğu maalesef eve mahkum oluyor. Onlara bakmak zorunda olan anneleri de zorunlu olmadıkça çocuklarını bırakıp bir yere gidemiyorlar. Oysa bir tekerlekli sandalye hayatlarını ne çok değiştirebilir.

Ben oğlumun tekerlekli sandalyesine “ÖZGÜRLÜK” adını taktım. Çünkü gitmek istediğimiz her yere gitme özgürlüğünü verdi bize.

Eğer siz de bir engelliye ve yakınlarına özgürlüklerini vermek istiyorsanız lütfen tekerlekli sandalye almalarına yardımcı olun. Bunun için bulunduğunuz illerdeki engelli derneklerine müracaat edebilirsiniz. Eğer ilinizdeki engelli derneklerini bilmiyorsanız bana mail yoluyla ulaşabilirsiniz.

Özlem (YILDIRIM) ŞEKER 

English version

When I travel with Nilüfer Turizm bus lines, I always greatly enjoy reading there monthly magazine. I would like to thank them for publishing one of my articles in their May 2009 issue.

Freedom

My name is Hüseyin Can. I am the youngest chid in my family. I have two older brothers. One is eight years older than I and the other ten. So, just when mom and dad were saying “Phew, our kids are grown up now”, I surprised them.

I don’t remember much about the time when I was a toddler or a small kid. The only think I remember is that mom, dad and my brothers loved me a lot and that I felt at peace and safe.

I have always been a very cheerful child. When somebody smiles at me, I immediately smile back. When I still had puppy fad and full cheeks, even strangers on the street could not resist my charm and would come and squeeze my cheeks, which I didn’t like at all.

By the time I was five, I had used up five strollers. At that time, my mother would take me where ever she went. But then I wouldn’t fit in strollers anymore. The two following years, my mother stopped taking me anywhere except it was a necessity. Because I wasn’t used to staying home, this time was very difficult for me. My mother couldn’t go anywhere much either. There wasn’t anybody around who could take care of me. In this time, I often heard my mom and dad arguing with each other. My mother wanted my dad to buy something she called a wheelchair. But my father would argue against it sayin: “I will never walk with my child in a wheelchair.” As far as I understood this wheelchair was something expensive. Otherwise, I know my mother would have long found a way to buy me one. At that time, I didn’t understand what a wheelchair was good for.

One day, my mom got a phone call. After the phone call, she had tears in her eyes out of happiness. She told me: “My son, from now on, we will again be able to go everywhere together.”

The next day, she took me on her arms and we went to a high school together. When we arrived, we saw that many people had gathered there. They seemed to be celebrating something. There were also some newspaper people.

A student greeted us and after looking at a list, told his friends: “Bring Hüseyin Can’s wheelchair!” Then, they brought my wheelchair, which was a turning point in my life!

From then on, my mother has always taken me with her where ever she went except if it was rainy. We go to the farmers market and supermarket together. We go and pay the bills together. We visit friends and relatives together. We go to parades when it is a holiday. We go to the cinema, theatre and concerts together. We even go together to watch my favorite sports, soccer. Even when my mom has to go to the doctor, she takes me with her. When I am with my mom, we usually don’t have to wait in line. That’s why mom sometimes tells me: “You are my “torpil” (an influential person you know and who helps you get things easier).

I love my wheelchair. I want to thank those who gave it to me once again.

*****

If my son, Hüseyin Can, would be able to express himself, I am sure this would be what he would tell you. However, he is not able to right such things. Hüseyin-Can is a severely disabled child with cerebral palsy. He cannot walk; can’t use his hands properly, can’t talk properly; even when he falls while sitting, he cannot get up on his own; he cannot fulfill any of his needs on his own.

There are many children like Hüseyin Can. Disabled children who cannot walk unfortunately, often have to stay at home. There mothers, who are usually there caretakers, also often cannot go anywhere unless it is very urgent. However, a wheelchair can change their lives so much.

I call my son’s wheelchair “freedom” because it gives us the freedom to go where ever we want to go.

If you would also like to give a disabled child and their family some freedom, help them to buy a wheelchair, please. In order to do this, you can apply to one of the organizations for the disabled in your city. If you don’t know where they are, you can send me an email.

Özlem YILDIRIM

Seyran Köyü Bursa-Karacabey

Hafta sonunu Bursa Karacabey’e bağlı Seyran Köyünde geçirdik. Hüseyin Can’ın köy ve yaşantısının hoşuna gideceğini düşündüğüm için arkadaşımın ailesine ziyaret ettik.

P1020069Hüseyin Can iki gün boyunca sadece yatmak için eve girdi. Kalan zamanın tümünü ya köyü gezerek geçirdi ya da evin önündeki sedirde oturdu. Temiz hava, yeşillik ve hayvanlar onun çok hoşuna gitti.

Daha önceki yazılarımda belirtmiştim, Hüseyin Can düzgün konuşamıyor. Dil ve çene kasları düzgün çalışmadığı için sesleri çıkarmakta zorlanıyor. Düzgün söyleyebildiği kelimeler çok az. Biz zamanla kendince yorumladığı kelimeleri anlamaya başladık. Hüseyin Can akıllı bir çocuk. Kendisini ifade etmek için söyleyebildiği kelimeler yeterli gelmeyince işaretlerle anlatmaya çalışıyor söyleyeceklerini. Ne söylemek istediğini yine de anlayamazsak onun “evet” ya da “hayır” diye cevaplayacağı sorular soruyoruz. Bunların sonunda da genelde ne demek istediğini anlıyoruz. Biz onun söylemek istediğini anlayıncaya kadar da zaten pes etmiyor. Onunla bir süre zaman geçiren kişiler de onun “dilinden” anlamaya başlıyorlar. Köyde kaldığımız sürede de birlikte olduğumuz insanlar onu anlamaya başladı. Ben Hüseyin Can’ın kendisini ifade etmek için kullandığı kelimelere ve işaretlere “Hüseyin Canca” diyorum :)

P1020185Köyde ineklerin olduğunu duyunca Hüseyin Can daha ilk günden “süt sağıp, size içireceğim” diye tutturdu. Ama maalesef bir türlü ineklerin sağıldığı saati denk getiremedik. Hoş denk gelseydi bile, inekleri sağmak Hüseyin Can’ın tahmin ettiği gibi kolay bir iş değil ama bunu denemesi bile ona yetecekti. Biz de ineklere damın kapısından bakmakla yetindik.

P1020306Genel olarak Hüseyin Can hayvanları seviyor ve dokunmak istiyor. Köyde hayvan bol olduğu için Hüseyin Can’ın hayvanlarla teması da çok oldu. Bilhassa köpekler çocukları seviyorlar. Hüseyin Can da onları dokunup, sevebildi. Hüseyin Can’ın hayvanlardan korkmaması büyük avantaj onun için.

P1020282 Köyde tek sıkıntımız yollar oldu. Köy yolları tekerlekli sandalye için uygun değil. Bereket yakın zamanda yağış olmamıştı. Yollar çamur olacağından kesinlikle gezemezdik. Engelliler için köy yaşantısı uygun değil. Büyük şehirlerde bilhassa fiziksel engelliler için yaşamak daha kolay. Üstelik tedavi ve rehabilitasyona ulaşmak da şehirlerde daha kolay.

Hüseyin Can Seyran Köyünden üzülerek ayrıldı :(

 

We spent last weekend in the Seyran village near Bursa. I thought Hüseyin Can might like the village life so we visited the family of a friend of mine.

For two days, Hüseyin Can only went inside to sleep at night. The rest of the time, we went around the village or he sat outside the house with the other people (see first picture). He liked the clean air and all the green very much.

Hüseyin Can cannot speak properly. His tongue and chin muscles don’t function properly so that he has problems producing sounds. He can only say very few words properly. We have learned to understand what he wants to say. Hüseyin Can is a clever boy. When he sees that the words that he is trying to say are not enough to make him self understood, he uses signs (gestures or mimic) or points at something. If we still can’t understand him, we ask yes/no type of questions which usually helps. He doesn’t give up anyway until we understand what he means. People who spent some time with him start to understand his “language”. The family we stayed with in the village also started to understand him.

When Hüseyin Can heard that there were cows in the village, he insisted to milk a cow and gives us the milk to drink. Unfortunately, we always missed the time when they were milked. Of course, milking the cows isn’t as easy as Hüseyin Can thinks but even trying it once would have made him happy. So, we only got to watch the cows.

Hüseyin-Can generally likes animals and wants to touch them. Because there are many animals in the village, he had a lot of opportunities to do that. Especially the dogs there like children. It’s a huge advantage that Hüseyin-Can is not afraid of animals.

The only problem we have in villages like this are the roads. Such village roads are not suitable for wheel chairs. We were lucky that it hadn’t rained for a while. If the roads had been muddy, we wouldn’t have been able to move about and see the village. It is generally much easier for people with physical disabilities to live in the city where it is also easier to go to rehabilitation.

Hüseyin Can was sad to leave the village :(

P1020208P1020169P1020077P1020182P1020298P1020165

Duyarsız ve Saygısız Olmayalım

Yürüyemeyen engellilerin olmazsa olmazı, tekerlekli sandalyeleri. Tekerlekli sandalyesini kendisi kullanabilen engelliler, akülü olanları tercih ediyorlar. Akülü tekerlekli sandalyelerin iki dezavantajı var. Birincisi katlanmıyorlar. Engelliler bu yüzden, otobüslere binemiyorlar. İkinci dezavantajları ise, çok ağır olmaları. Yolda karşıdan karşıya geçmek için veya bir binaya girmek için, rampa bulunmuyorsa, bu kişilere yardım etmek de güç oluyor. Bu son saydığım dezavantaj, normal tekerlekli sandalye kullananlar için de elbet bir sorun. Ancak normal tekerlekli sandalyeler ağır olmadığı için, yardım etmek daha kolay oluyor.

Belediyelerin, son senelerde yapmış olduğu kaldırımları özürlülere uygun yaptığını görmekten, son derece memnunum. Yeni Özürlüler yasası gereği, Belediyeler tüm kamu hizmet binalarını da, 2010 senesine kadar, özürlülere uygun hale getirmek zorundalar.

Özellikle Eskişehir’de rampa olmayan kaldırıma rastlamadım. Eskişehirliler bana, Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Yılmaz Büyükerşen’in, bu konuda çok duyarlı olduğunu ve kaldırımları özürlülere uygun hale getirdiğini söylediler. Prof. Yılmaz Büyükerşen daha önce Anadolu Üniversitesinde rektörlük yaptığı için, o hala Eskişehirlilerin “Hocası”. Ben de ne zaman Hüseyin Can’la yollara düşsem, Hocaya minnettar kalıyorum?

Ancak bazen öyle durumlarla karşılaşıyoruz ki, “pes artık” diyorum. Hocam, siz Eskişehir’in kaldırımlarına istediğiniz kadar rampa yapın. Duyarsız ve saygısız bir vatandaş tam da rampanın önüne park ederse, rampanın ne önemi kalıyor.

İki gün önce Yeni Bağlar Mahallesinde bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Ben Hüseyin Can’ı da yanıma almadan, nerdeyse hiçbir yere gitmem. Eve dönmek için, trafik lambasının da bulunduğu yerden, karşıya geçmemiz gerekiyordu. Vatandaşın biri arabasını tam da buraya park etmiş. Hüseyin Can’la rampanın yanından, güçlükle aşağıya inebildik.

Bu fotoğraftaki arabanın sahibini tanıyan varsa, lütfen bu yazımı ona okutsunlar.

rampa-araba

Haberler, Hüseyin Can kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , . 1 Yorum »

Eskişehir’de Kış

Ailemiz aslen Bursa’lı olup, Hüseyin Can’ın iki abisi de Eskişehir’de  üniversite okuduğu için, sekiz ay önce Eskişehir’e taşındık.

Hüseyin Can yürüyemediğinden, her yere tekerlekli sandalye yardımıyla gidiyoruz. Eskişehir’de tramvayın olması bizim için büyük avantaj. Kimseden yardım almadan, istediğimiz her yere ulaşıyoruz.

Buranın kışının ağır geçtiğini duymuştum. Ancak bizi bu kadar etkileyeceğini tahmin etmemiştim. Geçen hafta yağan yoğun kardan sonra, tüm yollar kapandı. Yetkililer ana caddeleri hemen açtılar. Ancak bizim oturduğumuz sokak ve tramvaya ulaşmak için kullandığımız sokak, açılmadı. Gündüz biraz erimeye başlayan kar, gecenin ayazında buza dönüşüyor. İnsanlar yürümekte bile zorluk çekiyorlar. Bunun üzerine, dün gece yine yoğun kar yağdı.

Durum böyle olunca, tam bir haftadır Hüseyin Can’la evden dışarı çıkamıyoruz. Benimle birlikte her yere gitmeye alışık olduğu için, Hüseyin Can’ın canı sıkılmaya başladı.

Dün bağlı bulunduğumuz belediyeye durumu bildirdim. Yolları tuzlayacaklarını söylediler. Umarım yollar tez zamanda açılır ve biz özgürlüğümüze kavuşuruz :-)

Winter in Eskişehir

Bis vor acht Monaten, haben wir in Bursa gelebt. Unsere ganze Familie befindet sich in Bursa. Weil die älteren Brüder von Hüseyin Can in Eskişehir auf der Universität studieren, zogen wir vor acht Monaten nach Eskişehir um.

Weil Hüseyin Can nicht laufen kann, gehen wir mit Hilfe eines Rollstuhles, zusammen überall hin. Es ist für uns ein grosser Vorteil, dass wir in Eskişehir, eine Strassenbahn haben. Wir kommen, ohne die Hilfe von anderer, überall hin.

İch hatte schon gehört, dass der Winter hier hart ist, aber ich hätte nicht gedacht, dass es uns so beeinflüssen würde. Nachdem starken Schneefall von letzter Woche, waren alle Strassen zu. Der Strassendienst, machte die Hauptstrassen gleich frei. Doch die Strasse, in der wir wohnen und die Strasse, die wir benützen um an die Strassenbahn zu gelangen, wurde nicht freigemacht. Der Schnee, der tagsüber zu schmelzen beginnt, verwandelt sich in der Kälte der Nacht, zu Eis. Selbst zu laufen, ist es schwierig. Und letzte Nacht hat es wieder stark geschneit.

İn dieser Lage, können wir seit einer Woche, mit Hüseyin Can nicht aus dem Haus. Weil Hüseyin Can es gewohnt ist, Überall mit mir hinzugehen, wird ihm langsam langweilig.

Gestern habe ich die Lage, dem Behörden mitgeteilt. Sie sagten, dass sie auf die Strassen Salz streuen werden. İch hoffe, dass die Strassen schnell wieder frei sind und wir unsere Freiheit wieder haben :-)

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.