Sen Hiç Düşündün mü?

Sen gözlerinle işitmenin, ellerinle konuşmanın nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Büşra 13 yaşında, işitme engelli. Kulakları duymadığı için, gözlerinle dudakları okumaya ve el işaretlerini anlamaya çalışıyor. Ağzıyla anlatamadıklarını, elleriyle yaptığı işaretlerle anlatmaya çalışıyor. Sen Büşra’ya, kuşların ötüşünü, akan suyun sesini, bir bebeğin ağlama sesini, duyduğun zaman içinden dans etmek gelen melodileri anlatabilir misin?

Sen teninle görmenin nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Metin 15 yaşında, görme engelli. Gözleri görmediği için, parmak uçlarıyla dokunduğu her şeyin şeklini hayal etmeye çalışıyor. Sen Metin’e çiçekleri, okyanusu, pırlantaları, hayvanları, sevdiği insanların görünüşünü anlatabilir misin? Gitmek istediği yere, onu elinden tutup, götürebilir misin?

Sen bu dünyayı algılamadan yaşamanın nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Orhan 9 yaşında, otistik bir çocuk. Kendi dünyasında yaşıyor. Gerçek hayatı ve etrafındaki insanları algılayamıyor. İnsanlarla iletişimi yok. Sen Orhan’a sesini duyurup, sana bakmasını sağlayabilir misin?

Sen farklı bir ırktan görünmenin nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Rabia 8 yaşında, down sendromlu bir çocuk. Genlerinde bir kromozom fazla diye, dünyanın neresinde olursa olsun, down sendromlu çocuklar bir birlerine benziyorlar. Genelde, fiziksel ve zihinsel olarak geç gelişiyorlar. Sen Rabia’ya neden anne ve babasına benzemediğini açıklayabilir misin?

Sen ayaklarının yerine, tekerlek kullanmanın nasıl olduğunu hiç düşündün mü? İbrahim 11 yaşında, ortopedik engelli. Belinden aşağısını hissetmiyor. Bu yüzden yürüyemiyor. Tekerlekli sandalye yardımıyla gitmek istediği yerlere ulaşmaya çalışıyor. Önüne birçok engel çıkıyor. Sen İbrahim’e kaldırıma çıkmak için, asansör bulunmayan binalarda üst kata çıkmak için, otobüse binmek için yardımcı olabilir misin?

Sen gereğinden fazla enerjini nereye kullanacağını şaşırmanın nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Mustafa 12 yaşında, hiperaktif bir çocuk. O kadar çok enerjisi var ki, bunu nereye kullanacağını bilemiyor. Yerinde oturamıyor, her şeyi karıştırıyor, hareket etmeden ayakta duramıyor, sürekli dolanıyor, geceleri uyuyamıyor. Sen Mustafa’nın enerjisini alabilir misin?

Sen istediğin halde, kaslarına söz geçirememenin nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Hüseyin Can 10 yaşında spastik bir çocuk. Yürüyemiyor, konuşamıyor, ellerini düzgün kullanamıyor, yutmakta zorlanıyor, düştüğü zaman kalkamıyor. Sen Hüseyin Can’a yürümeyi, konuşmayı, kalem tutmasını ve yemek yemesini öğretebilir misin?

Sen çevrende olup biteni anlayamamanın nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Selçuk 14 yaşında, zihinsel engelli. Ne gelden anlıyor, ne de gitten. Okuma yazma bilmiyor. Kendisine söyleneni yapmıyor. Kendi istediklerini başkalarına nasıl anlatacağını bilmiyor. Sen Selçuk’a akıl verebilir misin?

Tüm bu çocuklar engellerinden dolayı diğer çocuklarla birlikte zaman geçiremiyorlar. Çocuklar oyun oynarken, onlar uzaktan seyrediyorlar. Konuşmayı becerebilenler sözlerle, konuşamayanlar, elleriyle, gözleriyle veya vücut dilleriyle annelerine yalvarıyorlar “beni de oraya götür, ben de onlarla oynayacağım” diye. Sen engelli çocuklara, diğer çocukların onlarla neden oynamak istemediğini açıklayabilir misin?

Sen işitme engelliye sesleri anlatamazsın. Görme engelliye renkleri tarif edemezsin. Otistik çocuğun seni fark etmesini sağlayamazsın. Down sendromlu çocuğun görünümünü açıklayamazsın. Ortopedik engellinin ayakları olamazsın. Hiperaktif bir çocuğu durduramazsın. Spastik bir çocuğun ihtiyaçlarını karşılayamazsın. Zihinsel engelliye akıl veremezsin.

Onlar bunları senden zaten istemiyorlar. Onlar acıyarak bakan gözler de istemiyorlar. Onların ihtiyaçlarını karşılayan aileleri var. Onlar senden sevgi ve duyarlılık istiyorlar. Dışlanmamak istiyorlar. Onlarla yolda karşılaşınca, yolunu değiştirmemeni istiyorlar. Diğer çocuklarla birlikte olmak istiyorlar. Bir tebessüm, bir merhaba, onlara verebileceğin en büyük hediye. O zaman fark edeceksin ki, onların da sana verebileceği birçok şey var.

Engellilerin ayrı dünyaları yok. BU DÜNYA HEPİMİZİN.

© Özlem Yıldırım

SAVAŞ (Engelli bir Çocuğun Günlüğünden)

Ağır engelli bir spastik çocuk kendini ifade edebilseydi, bize acaba neler anlatırdı? Buyrun okuyun

SAVAŞ (Engelli bir Çocuğun Günlüğünden)

10 sene önce, temmuz ayının bir pazar günü dünyaya geldim.
Annemin sıcacık, şefkatli kollarında başlayan savaştan habersizdim.
Onun yardımıyla, her gün biraz daha büyüyordum.
Zavallı anneciğim, benim her gün savaştığımdan haberi yoktu.
7. ayımı doldurmuştum
Annemin yüzünde endişeleri görmeye başladım.
Bir şeylerin yolunda gitmediğini sezmeye başlamıştı.
O da babamla savaşıyordu.
Babam bende bir şeylerin ters gittiğini ne bana ne de kendisine konduramıyordu.
Bu savaşı annem kazandı.
Beni götürdüğü doktor, yaptığı tetkikler sonucu, anahtar cümleyi söyledi:
“Senin çocuğun hiçbir zaman diğer çocuklar gibi olmayacak.”
Ya doktor teyze, bunu anneme alıştıra alıştıra söyleyemez miydin?
Anneciğim üzülme. Sen çok güçlü bir kadınsın. Ben de senden güç alıp, bu savaşı birlikte kazanacağız.
Şimdi babamla ve başka insanlarla yeni bir savaş başlıyordu.
Anneciğim, sen önde ben arkanda bu savaşta ilk önce babamı yeneceğiz.
Ama babamı yenmek bile düşündüğüm kadar kolay olmadı.
Oysa ben insanlarla savaşmak istemiyorum.
Gücümü kendime harcamak istiyorum.
Savaşacağım o kadar çok şey var ki…..
Karnımı doyurmak için savaşıyorum, çünkü yutmakta zorlanıyorum.
İstediğim bir cismi tutmak için savaşıyorum, çünkü parmaklarım cisimleri kavrayamıyor.
Oturmak için savaşıyorum, çünkü dengem bozuluyor.
Düşünce kalmak için savaşıyorum, çünkü hareketlerim kısıtlı.
Yürümek için savaşıyorum, çünkü ayaklarımın üstünde duramıyorum.
Konuşmak için savaşıyorum, çünkü çene kaslarım ve dilim düzgün çalışmıyor.
Benim savaşımın adı ‘yaşamak’.
Yaşamak için savaşılır mı demeyin. Ben tam 10 senedir savaşıyorum.
Her gün yattığımda Allah’a şükrediyorum:
Bu gün de belki bu savaşı kazanamadım, ama yenilmedim de.
Ömrümün sonuna kadar da savaşmaya devam edeceğim.

© Özlem (Yıldırım) ŞEKER

Was würde uns ein schwer behindertes (spastisch) Kind erzählen, wenn es sprechen könnte? Bitte lesen sie

KAMPF ( Aus dem Tagebuch eines behindertem Kindes)

Vor 10 Jahren, an einem Sonntag in Juli kam ich auf die Welt.
İn den warmen, liebevollen Armen von meiner Mutter, wusste ich nichts vom anfangendem Kampf.
Mit Hilfe von ihr, wuchs ich jeden Tag ein bisschen auf.
Meine arme Mutter. Sie hatte keine Ahnung von meinem täglichem Kampf.
İch war 7 Monate alt.
İch konnte den Kummer in Mami’s Gesicht sehen.
Sie fühlte, dass etwas nicht richtig lief.
Sie führte ihren eigenen Krieg mit meinem Vater.
Er konnte weder für sich, noch für mich wahrhaben, dass bei mir etwas schief ging.
Diesen Krieg gewann meine Mutter.
Die Ärztin, die wir aufsuchten, sagte nach der Untersuchung, den Schlüsselsatz:
„Dein Kind wird niemals wie andere Kinder sein.”
Aber Tante Ärztin, hättest du dies Mami nicht schonender beibringen können?
Liebe Mami, sei nicht traurig. Du bist eine starke Frau. İch werde meine Stärke von dir nehmen und wir werden zusammen diesen Kampf gewinnen.
Jetzt fängt ein neuer Kampf mit meinem Vater und anderen Leuten an.
Liebe Mami, du vorne, ich hinter dir, wir werden in diesem Kampf zuerst Vater ‚besiegen‘.
Aber selbst Vater zu ‚besiegen‘, war nicht so leicht, wie ich mir das vorgestellt hatte.
İch möchte doch nicht mit Menschen kämpfen.
Meine Kräfte brauche ich für mich selbst.
İch muss doch um so vieles kämpfen….
Um satt zu werden, muss ich kämpfen, weil ich nicht richtig schlucken kann.
Um einen Gegenstand in meinen Händen halten zu können, muss ich kämpfen, weil meine Finger die Gegenstände nicht richtig umfassen können.
Um sitzen zu können, muss ich kämpfen, weil ich kein Gleichgewicht habe.
Um aufzustehen, wenn ich falle, muss ich kämpfen, weil meine Bewegungen eingeschränkt sind.
Um zu laufen, muss ich kämpfen, weil ich auf meinen Füssen nicht stehen kann.
Um zu sprechen, muss ich kämpfen, weil meine Kinnmuskeln und meine Zunge nicht richtig arbeiten.
Der Name meines Kampfes heisst ‚leben’.
Sag’t nicht „Muss man einen Kampf führen, um zu leben?” İch führe seit 10 Jahren einen Kampf.
Jede Nacht, wenn ich im Bett liege, danke ich Allah:
Vielleicht habe ich heute den Kampf wieder nicht gewonnen, aber ich habe auch nicht verloren.
İch werde bis an’s Ende meines Lebens Weiter kämpfen.

© Özlem (Yıldırım) ŞEKER

Canım Anneciğim Demiyor

Canım Anneciğim Demiyor

Bu gün anneler günü
Bende bir anneyim
Yavrum bugünümü kutlamıyor
Boynuma sarılıp öpmüyor
Çiçekler toplayıp koklatmıyor
Canım anneciğim demiyor…

Oysa ona ne emekler harcadım
Karnını doyurup üstünü pakladım
Hizmet edip sırtımda taşıdım
Hastalandı başında bekledim
Uyusun diye ninniler söyledim
Canım anneciğim demiyor…

Benim yavrum konuşamıyor
Yaşıtları gibi koşup oynayamıyor
Düşünce kalkamıyor
Yemeğini kendi yiyemiyor
Benim yavrum engelli
Canım anneciğim diyemiyor ki…

© Özlem (Yıldırım) ŞEKER

* Bu şiiri yazdığımda oğlum henüz anne diyemiyordu. Su anda artık boynuma sarılıp annem diyebiliyor.

Er sagt nicht „Liebste Mama“

Heute ist Muttertag
Ich bin auch eine Mutter
Aber mein Sohn gratuliert mir nicht
Umarmt und küsst mich nicht
Pflückt keine Blumen und lässt mich riechen
Er sagt nicht „Liebste Mami“.

Dagegen hab‘ ich soviel für ihn getan
Hab‘ ihn jahrelang sauber gemacht
Hab‘ nicht gegessen, wenn er nicht essen konnte
Hab‘ nicht geschlafen, wenn er nicht schlafen konnte
Blieb an seiner Seite, wenn er krank war.
Er sagt nicht „Liebste Mami“.

Mein Sohn kann nicht sprechen
Kann nicht wie seine Altersgenossen rennen
Kann nicht alleine essen
Kann nicht aufstehen, wenn er fällt.
Mein Sohn ist behindert.
Er kann gar nicht „Liebste Mami“ sagen.

© Özlem (Yıldırım) ŞEKER

* Dieses Gedicht habe ich 2005 geschrieben. Mein Sohn kann mittlerweile „Mami“ sagen und mich umarmen.

He doesn‘t say ”dear Mummy”

Today is Mothers Day
I am a mother, too.
But my son doesn‘t congratulate me
Doesn‘t hug and kiss me
Doesn‘t collect flowers and let me smell
He doesn‘t say ”dear Mummy”

Yet, I have worked so hard for him
Cleaned him for years
Didn‘t eat when he couldn‘t eat
Didn‘t sleep when he couldn‘t sleep
Stayed with him when he was ill
He doesn‘t say ”dear Mummy“.

My child can‘t speak
Can‘t play like his peers
Can‘t eat alone.
Can‘t get up when he falls down
My child is disabled
He can‘t say ”dear Mummy“.

© Özlem (Yıldırım) ŞEKER

* I wrote this poem in 2005. My son can say ”Mummy“ and hug me now.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.