Hastanede Yatışımızın Ayrıntıları

Hüseyin Can’a 3. derece (en ağır derece) Protein Enerji Malnütrisyonu (PEM) teşhisi konmuştu. Bunun tam olarak ne anlama geldiğini, hastaneden taburcu olduktan sonra yaptığım araştırma sonucu öğrendim. Bir sonraki yazımda, bunu sizlere açıklayacağım.

Hastaneye yatış sebeplerimizden biri, Hüseyin Can’ın günlük ne kadar kalori ve sıvı aldığını hesaplamaktı. Bana kalırsa bunu hastane ortamında hesaplamak zor veya sonuç tam doğru olmayacaktı. Hüseyin Can, her yemeği düzgün yiyemediği için, ben evde genellikle onun sevdiği ve yiyebileceği yemekler hazırlamaya gayret ediyorum. Oysa hastanede gelen yemekler arasında beğenmediği yemekler oldu. Ayrıca Hüseyin Can kalabalık ortamlarda düzgün yemek yemiyor.

Metabolizma bölümü başkanı Prof. Dr. Sultan D. Aydoğdu’nun da, Mart ayının ortasına kadar, geçirdiği rahatsızlık sebebiyle, hastanede olmayacağını öğrendim. Bu saydığım sebeplerden dolayı, ben de doktorlara Hüseyin Can’ın kalori takibinin evde yapılmasının daha uygun olacağını belirterek, taburcu olmamızı önerdim. İçleri pek rahat olmasa da, benim önerimi kabul ettiler. Bizi tekrar diyetisyene yönlerdiler ve yemeklerin kalorisini arttırmak için, yemeklere ilave edilen bir tozu önerdiler.

huso-orgulu-babaanne2Hüseyin Can çok neşeli bir çocuk. Ağır engeline rağmen etrafına hep neşe saçıyor. Benim örtümü ve gözlüğümü yatağın üzerinde görünce, hemen kendisine takmaya çalıştı. Başaramayınca benden yardım istedi. Hüseyin Can’ın babaanne taklidi, odamızdaki diğer hastaları ve hemşireleri çok güldürdü.

hastane-camindan-kar-manzaralari3Biz hastaneye yatarken hava çok güzeldi. Ertesi gün çok kar yağdı. Bulunduğumuz hastane odasının camından müthiş bir kış manzarası seyrettik.

karda-kuru-ekmeye-hasret-guvercinler3

 

 

 

 

Ayrıca yiyecek bulamayan kuşlar için balkona ekmek kırıntıları koyduk. Kuşları bunları yerken izlemek çok keyifliydi.

Herşey Aslında Mucize

Merhaba Arkadaşlar

Bu gün bir arkadaşla sohbet ederken, bundan 30 sene önce ilkokul öğretmenimin hatıra defterime yazdığı kısa ve anlamlı bir söz aklıma geldi.

AYAKKABILARIM YOK DİYE AĞLIYORDUM, TAKİ AYAKLARI OLMAYAN BİR ADAMA RASTLAYINCAYA KADAR….

Hepimizin hayatında eksikler vardır. Ama şunu unutmayalım ki, bizden daha kötü durumda olan bir sürü insan var. Ayakkabılarım yok sa, ne önemi var ki. Mühim olan benim ayakta durmamı sağlayan ayaklarımın olması.

Bir engelli çocuk annesi olarak ta, öğrendiğim en önemli konu da şu: Hepimize normal ve sıradan gelen birçok şey, aslında ne kadar da sıra dışı gelişmelermiş. Bir çocuk dünyaya gelir; 6 aylık oturmaya başlar. 10 aylıkken emekler; 12 aylık ilk adımlarını atar. Önce anne ve baba der. Sonra her gün bir kelime daha öğrenir. 6 yaşına gelince okula başlar. Ortalama 11 – 15 sene okula gider. Mezun olur ve iş hayatına başlar. Sonra evlenir ve belki çocuğu olur.

Benim oğlum 2 yaşından sonra destekli oturmaya başladı. Şu anda 10 yaşında, hala yürüyemiyor. Düzgün konuşamıyor. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Bir yudum su için bile, başkalarına muhtaç.

Bu sözleri okuyan herkesin duygulandığını görür gibiyim. Ama ben en büyük mutlulukları, bu oğlumda yaşadım. Çünkü en ufak bir gelişme bile, onun için mucize gibi. Kucağıma aldığım zaman, kollarını boynuma dolayıp “annem” diyebiliyor. İlk defa 4 yaşında bana anne demesini, hiç bir zaman unutamam. Dünyalar benim olmuştu sanki. O zamanki hislerimi anlatmak için sözler yetmez.

Hayatta yaşadığım, tüm olumsuzluklara rağmen, benim sağlığım yerinde. Çocuğuma bakabiliyorum. Onun için elimden ne geliyorsa yapıyorum. Bundan daha büyük bir mutluluk olabilir mi?

O yüzden herkes elindekilerin kıymetini bilsin.

Sizden bir de şunu rica ediyorum. Bu yazımı arkadaşlarınıza yollayın. Bir daha bir özürlüyü yolda gördüğünüz zaman, durup ona “merhaba” deyin. İki çift sohbet etmeye çalışın. Onların en fazla ihtiyaç duydukları şey sevgi ve şefkattir.


Dear friends

When I was chatting with a friend today, I remembered an old Persian saying that my primary school teacher had written into my album 30 years ago:

”I cried because I had no shoes until I met a man who had no feet“.

We all lack something but we shouldn‘t forget that there are many people who are in a much worse situation. What does it matter that I don‘t have shoes. Important is that I have feet I can stand on.

The most important thing I learned as a mother of a disabled child is that all those things we take for granted are actually extraordinary developments. A child is born, can sit with 6 months, crawls with 10 months and makes his first steps with 12 months. First, he says ”mum“ and ”dad”. Then, learns a new word every day. With 6 years, he starts school and attends school for an average of 11 to 15 years. He graduates and his work life starts. Then, he gets married and maybe has children.

My son started sitting with a support when he was two. Now, he is ten but still can‘t walk, can‘t talk properly, can‘t take care of his own needs. Even for a sip of water he needs the help of others.

I can almost see how moved those who read this are. But I experienced the greatest happiness with this son because even the slightest of his developments  is like a miracle. When I hold him, he can wrap his arms around my neck and say ”my mummy“. I will never forget when he said ”mum“ for the first time when he was four. I was unimaginably happy. There are no words that can express how I felt at that moment.

Despite of all the negative things that happened in my life, I am healthy and I can take care of my son. I do everything I can for him. Can there be any greater happiness?

Therefore, value what you have.

I‘d like to ask you for one thing. Send this text to your friends and next time you see a disabled person, stop and say ”hello”, try to have a conversation. What they need most is love and compassion.

Hallo Freunde

 

Als ich mich heute mit einem Freund unterhielt, fiel mir ein Spruch ein, dass meine Grundschullehrerin in mein Poesiealbum schrieb:

 

Ich weinte weil ich keine Schuhe hatte, bis ich einen Mann traf, der keine Füsse hatte…..

 

Jeder hat Mangel in seinem Leben. Aber wir sollten nicht vergessen, dass es viele Menschen gibt, denen es viel schlechter geht, als uns. Was macht es schon aus, wenn ich keine Schuhe habe. Hauptsache ist es, dass ich Füsse habe, auf denen ich stehen kann.

Als Mutter von einem behinderten Kind, ist das wichtigste was ich gelernt habe folgendes: Dass vieles, was uns normal und gewöhnlich vorkommt eigentlich sehr aussergewöhnliche Fortschritte sind. Ein Kind kommt auf die Welt; mit 6 Monaten fängt es an zu sitzen; mit 10 Monaten krabbelt es; mit 12 Monaten macht es seine ersten Schritte. Zuerst sagt es Mama und Papa. Dann lernt es jeden Tag ein neues Wort. Wenn es dann 6 Jahre alt ist, fängt es mit der Schule an. Durchschnittlich 11 – 15 Jahre besucht es die Schule. Wenn das Studium beendet ist fängt es zu arbeiten an. Danach heiratet es und bekommt vielleicht ein Kind.

Mein Sohn hat mit 2 Jahren angefangen mit Unterstützung, zu sitzen. Er ist jetzt 10 Jahre alt und kann noch nicht laufen. Er kann nicht richtig sprechen. Seine Bedürfnisse nicht selbst befriedigen. Selbst für ein Schluck Wasser ist er auf Andere angewiesen.

Ich kann fast sehen, wie jeder traurig ist nach diesen Worten. Aber meine glücklichsten Momente, habe ich mit diesem Sohn erlebt, weil die kleinsten Fortschritte für ihn wie Wunder sind. Wenn er auf meinem Schoss sitzt, kann er mich umarmen und ”meine Mutter” sagen. İch kann es nicht vergessen, wie er das erste Mal mit 4 Jahren Mutter zu mir sagte. Ich war unheimlich glücklich. Um meine damaligen Gefühle zu beschreiben reichen Worte nicht aus. Trotz aller Schwierigkeiten in meinem Leben, bin ich gesund und kann mein Kind versorgen. Ich mache für ihn alles, was in meiner Macht steht. Gibt es ein grösseres Glück?

Deshalb sollte jeder schätzen, was er besitzt.

Ich bitte euch um folgendes: Schickt dieses Schreiben an eure Freunde und wenn ihr das nächste Mal einen behinderten trifft, bleibt stehen und sagt “hallo” zu ihm. Versucht ein Gespräch zu führen. Was sie am meisten brauchen ist Liebe und Zuneigung.

Canım Anneciğim Demiyor

Canım Anneciğim Demiyor

Bu gün anneler günü.
Bende bir anneyim.
Ama benim yavrum beni kutlamıyor,
Boynuma sarılıp, öpmüyor,
Çiçekler toplayıp koklatmıyor,
Canım anneciğim demiyor.

Oysa ona ne emekler harcadım.
Senelerce üstünü temizledim.
Yiyemiyor diye ben de yemedim.
Uyumuyor diye ben de uyumadım.
Hastalandı başında bekledim.
Canım anneciğim demiyor.

Benim yavrum konuşamıyor.
Yaşıtları gibi koşup, oynayamıyor.
Yemeğini kendi yiyemiyor.
Düşünce kalkamıyor.
Benim yavrum engelli,
Canım anneciğim diyemiyor ki.

© Özlem Yıldırım

* Bu şiiri yazdığımda oğlum henüz anne diyemiyordu. Su anda artık boynuma sarılıp annem diyebiliyor.

Er sagt nicht „Liebste Mama“

Heute ist Muttertag
Ich bin auch eine Mutter
Aber mein Sohn gratuliert mir nicht
Umarmt und küsst mich nicht
Pflückt keine Blumen und lässt mich riechen
Er sagt nicht „Liebste Mami“.

Dagegen hab‘ ich soviel für ihn getan
Hab‘ ihn jahrelang sauber gemacht
Hab‘ nicht gegessen, wenn er nicht essen konnte
Hab‘ nicht geschlafen, wenn er nicht schlafen konnte
Blieb an seiner Seite, wenn er krank war.
Er sagt nicht „Liebste Mami“.

Mein Sohn kann nicht sprechen
Kann nicht wie seine Altersgenossen rennen
Kann nicht alleine essen
Kann nicht aufstehen, wenn er fällt.
Mein Sohn ist behindert.
Er kann gar nicht „Liebste Mami“ sagen.

© Özlem Yıldırım

* Dieses Gedicht habe ich 2005 geschrieben. Mein Sohn kann mittlerweile „Mami“ sagen und mich umarmen.

He doesn‘t say ”dear Mummy”

Today is Mothers Day
I am a mother, too.
But my son doesn‘t congratulate me
Doesn‘t hug and kiss me
Doesn‘t collect flowers and let me smell
He doesn‘t say ”dear Mummy”

Yet, I have worked so hard for him
Cleaned him for years
Didn‘t eat when he couldn‘t eat
Didn‘t sleep when he couldn‘t sleep
Stayed with him when he was ill
He doesn‘t say ”dear Mummy“.

My child can‘t speak
Can‘t play like his peers
Can‘t eat alone.
Can‘t get up when he falls down
My child is disabled
He can‘t say ”dear Mummy“.

© Özlem Yıldırım

* I wrote this poem in 2005. My son can say ”Mummy“ and hug me now.

“Onlardan” biri, oğlum Hüseyin Can

Hüseyin Can bu fotoğrafta 3 yaşında. Hayatıma büyük mutluluk getiriyor. Düzgün konuşamadığı halde rüyalarını bile biraz söyleyebildiği sözlerle ve biraz da işaretlerle anlatmaya çalışıyor.
Hüsseyin-Can is three on this picture. He brings so much joy into my life. He cannot speak properly but manages to tell us what he dreamed about. Using the word he can say and gestures, he tells us everything he wants.
Hüseyin Can ist auf diesem Photo 3 Jahre alt. Er bringt viel Freude in mein Leben. Obwohl er nicht richtig sprechen kann, schafft er es selbst seine Träume  teilweise mit Wörtern, die er aussprechen kann und teilweise mit Zeichen, zu erzählen.