Duyarsız ve Saygısız Olmayalım

Yürüyemeyen engellilerin olmazsa olmazı, tekerlekli sandalyeleri. Tekerlekli sandalyesini kendisi kullanabilen engelliler, akülü olanları tercih ediyorlar. Akülü tekerlekli sandalyelerin iki dezavantajı var. Birincisi katlanmıyorlar. Engelliler bu yüzden, otobüslere binemiyorlar. İkinci dezavantajları ise, çok ağır olmaları. Yolda karşıdan karşıya geçmek için veya bir binaya girmek için, rampa bulunmuyorsa, bu kişilere yardım etmek de güç oluyor. Bu son saydığım dezavantaj, normal tekerlekli sandalye kullananlar için de elbet bir sorun. Ancak normal tekerlekli sandalyeler ağır olmadığı için, yardım etmek daha kolay oluyor.

Belediyelerin, son senelerde yapmış olduğu kaldırımları özürlülere uygun yaptığını görmekten, son derece memnunum. Yeni Özürlüler yasası gereği, Belediyeler tüm kamu hizmet binalarını da, 2010 senesine kadar, özürlülere uygun hale getirmek zorundalar.

Özellikle Eskişehir’de rampa olmayan kaldırıma rastlamadım. Eskişehirliler bana, Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Yılmaz Büyükerşen’in, bu konuda çok duyarlı olduğunu ve kaldırımları özürlülere uygun hale getirdiğini söylediler. Prof. Yılmaz Büyükerşen daha önce Anadolu Üniversitesinde rektörlük yaptığı için, o hala Eskişehirlilerin “Hocası”. Ben de ne zaman Hüseyin Can’la yollara düşsem, Hocaya minnettar kalıyorum?

Ancak bazen öyle durumlarla karşılaşıyoruz ki, “pes artık” diyorum. Hocam, siz Eskişehir’in kaldırımlarına istediğiniz kadar rampa yapın. Duyarsız ve saygısız bir vatandaş tam da rampanın önüne park ederse, rampanın ne önemi kalıyor.

İki gün önce Yeni Bağlar Mahallesinde bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Ben Hüseyin Can’ı da yanıma almadan, nerdeyse hiçbir yere gitmem. Eve dönmek için, trafik lambasının da bulunduğu yerden, karşıya geçmemiz gerekiyordu. Vatandaşın biri arabasını tam da buraya park etmiş. Hüseyin Can’la rampanın yanından, güçlükle aşağıya inebildik.

Bu fotoğraftaki arabanın sahibini tanıyan varsa, lütfen bu yazımı ona okutsunlar.

rampa-araba

Haberler, Hüseyin Can kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , . 1 Yorum »

Tıp Fakültesinde Randevu

Hüseyin Can’ın dün Eskişehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nöroloji Bölümünde randevusu vardı. Artık Eskişehir’de ikamet ettiğimiz için, Hüseyin Can’ın bundan sonraki Epilepsi Tedavisi burada takip edilecek.

Çocuk Nöroloji genelde sadece Tıp Fakültelerinde olduğu için, bu bölüm çok yoğun oluyor. Hal böyle olunca da, randevumuz saat 10.50 de olduğu halde, Hüseyin Can ilk muayenesini saat 14.00 da oldu. İlk defa buraya muayene olduğu için ve durumu ağır olduğu için uzman doktorun da görmesi gerektiğini söylediler. Uzman doktor olan Yrd. Doç. Dr. Coşkun YARAR’ı bekledik. Onunla görüşmemiz bittiğinde saat 18.30 olmuştu.

Mesai saatini aşmasına rağmen, tüm hastaların muayeneleri yapıldı. O yüzden ayrıca, bu bölümde çalışan herkese ilgi ve alakaları için teşekkür ederiz.

Bekleme salonunda çok zaman geçirdiğimiz için, birkaç kişiyle sohbet etme imkanım oldu. Beni en çok etkileyen kişiyse, kendiside ağır şeker ve diyaliz hastası olan, engelli bir çocuk annesi oldu. Dünden beri o anneyi düşünüyorum. Acaba çocuğuyla ne kadar ilgilenebiliyordur? Bu anne ve sohbet ettiğim diğer kişiler hakkında, başka bir yazımda bahsedeceğim.

Dün, Tıp Fakültesinde işimiz uzun sürdüğü için, Hüseyin Can eve geldiğimizde, karnını bile doyurmadan uyudu. O zaten birkaç saat bile dışarıda geçirse, çok yoruluyor.

Bu günde, yine Tıp Fakültesinde, EEG (Elektroensefalografi) çekimimiz vardı. EEG, epilepsi hastaları, nöbet şüphesi olan ve bazı nörolojik rahatsızlıkları olan hastaları incelemekte kullanılan bir tetkiktir. EEG cihazı ile beynin elektriksel aktivitesi kaydedilir.

Bu çekim sırasında hasta hiç kıpırdamadan yatmak zorunda. Çocuklar genelde sakin duramadıkları için, bu çekim sırasında uyutulurlar. Ancak çocukları uyutmak ve çekim sırasında uykuda kalmalarını sağlamak, çok zor oluyor. Allah’a çok şükür, Hüseyin Can’a 5 yaşından beri, uyumadan EEG çekimi yapılabiliyor.

Hüseyin Can EEG çekimine hazırlandıktan sonra:

eeg-cekimi

Hüseyin Can kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , , . » yorum bırak;

Özel bir çocuğun annesine mektubu

Bu yazı internet‘ten bir alıntı. Bir çok yerde buldum,  fakat original yazının kime ait olduğunu bulamadım. Lütfen, bilen varsa bana bildirsin. Mektupdan sonra benim ”yorumum” var .

Canım Anneciğim

Neden hep dalıp dalıp gidiyorsun, neden bana hep üzgün üzgün bakıyorsun, neden hep ayni soruları tekrarlıyorsun, neden kendini suçlamaktan vazgeçiyorsun, neden hep kızgınlık duyuyorsun…?

Halbuki ben meleklere: “beni bu halde dünyaya gönderirseniz ben orda ne yaparım diye sorduğumda: “Korkma dediler, orada senin annen olacak. Biz senin için en iyisini seçtik. O sana bizden daha iyi bakacaktır. Sana birçok şeyi o öğretecektir. Ama unutma ki senin de ona öğreteceğin birçok şey var. O sana öğretecek, sen ona öğreteceksin ve bir gün kendi kendine yasayabileceksin” dediler.

Hadi anneciğim başlayalım çalışmaya. Öncelikle ben sana ceza olarak değil, ödül olarak gönderildim. Ben senin ödülünüm. Bunun farkına varmalısın ve anneciğim bu ödülde suçlu aramana gerek yok. Bir an önce nedenler üzerinde durmaktan vazgeçip, sonuçlar üzerinde yoğunlaşmaya başlamalısın.

Benden utanma! İnsanların bakışlarına aldırma! Beni gittiğin her yere götür! Eğer kendi kendime yeterli hale gelmemi istiyorsan, sakın anlamadığımı düşünme. Beni konsere, tiyatroya, sinemaya götür anneciğim. Belli mi olur, bakarsın sen ve ben belki de toplumun özel çocuklara bakış açısını değiştiririz; ha ne dersin anneciğim? Hadi kalk anneciğim, denize gidelim bana yüzmeyi öğret. Hep evde oturmaktan SIKILDIM! Artik sadece okula giderken dışarı çıkıyorum. Tamam, sana söz veriyorum, akşam döndüğümüzde bütün ödevlerimi yapacağım anneciğim. Sana verilen görevin çok zor olduğunu biliyorum. Ama unutma, yalnız değiliz. Çok yavaşta olsa, ben öğreniyorum, gelişiyorum, büyüyorum. Yakında duygularımı sana sesli olarak söyleyeceğim. Şimdi güçlü olma zamanı anneciğim. Etrafımızdaki melekleri düşün anneciğim. Ne demişti melekler “senin annen var korkma. O seni korur ve sana her şeyi öğretir. Allah senin için en iyisini seçti”. Sen varken anneciğim, hiç korkmuyorum. Biliyor musun, çünkü Allah seni seçti anneciğim. Babama ve diğer akrabalarımıza bizi yalnız bıraktıklarını düşündüğün için kızma sakin. Çünkü onlar senin kadar güçlü değiller anneciğim. Bak göreceksin, biz ilerleme kaydettikçe onlarda şaşıracaktır ve bize katılacaklardır. Sen ve ben çok özeliz. Şimdiye kadar birbirimize öğrettiklerimizi bir düşünsene. Ne kadar da çok şey öğrendik. Yasadığımız toplumda bile daha önce farkında olmadığımız şeylerin farkına vardık. Ve anneciğim biz kazanacağız. Bir gün kendi başıma okula gidebileceğim, koşup oynayabileceğim, bağıra bağıra şarki söyleyebileceğim, yaramazlıklar yapıp şımaracağım. Hatta sen balkondan “hadi oğlum, geç oldu. Eve gel artik” diye arkamdan sesleneceksin anneciğim. Bende sana “ama anne biraz daha oynamak istiyorum” diyebileceğim. Bütün bunları seçilmiş olan senin sayende yapacağım. Çünkü sen çok özel biri olmasaydın Allah seni seçmezdi anneciğim. Her ne yaparsan yap, beni toplumdan uzak tutma anneciğim. Basta da söylediğim gibi insanların bakışlarına aldırış etme ve beni gittiğin her yere götür çünkü seninle her şey çok daha güzel anneciğim. Seni çok seven meleğin kocaman öpüyor ANNECİĞİM… (ALINTI)

Bu konuyla ilgili, ben de bir şeyler yazmak istiyorum.

Benim de çok özel bir çocuğum var. Onun durumu, bu mektubu yazan çocuğumuzdan daha ağır. Yine de gösterdiği her gelişme beni sonsuz mutlu ediyor. Bu dünyada belki yürüyemecek, konuşamayacak, kendi ihtiyaçlarını hiçbir zaman tek başına karşılayamayacak. Ama şuna gerçekten inanıyorum: bu geçici dünyadan sonra gelen ebedi dünyada, her şeyiyle eksiksiz ve en mükemmel haliyle beni bekleyecek.

Ve herkeze sesleniyorum: Çocuklarımızın yanında, onların duyacağı şekilde “Neden böyle oldu…? Söylenenleri anlıyor mu…? Konuşuyor mu….?” Gibi sorular sormayın. Bunları duyunca onlar çok üzülüyorlar.

Özel çocuklar hakkında bilgi edinin. Kendi “normal” çocuklarınıza da “özel çocukları” anlatın. Tekerlekli sandalyeyle dışarı çıktığımız zaman, bilhassa çocuklar, bize çok bakıyorlar. Oğlumda bundan çok rahatsız oluyor. Oğlumu avutmak için ona “onlarda olmadığı için, senin tekerlekli sandalyeni kıskanıyorlar” diyorum. Oda buna seviniyor ve kendini özel hissediyor.

“Normal” olan hiç kimsenin veya sevdiklerinin, böyle kalacaklarının garantisi yok. Doğuştan özürlü olmayıp ta, her hangi bir sebepten özürlü olunabiliyor. Bu Allah’ın takdiridir. Ama kimse “düşünce özürlü” olmasın.

Mayısın 2. haftası, özürlüler haftası olarak kutlanıyor. Bu anneler gününe çok yakın bir zaman. Bazı kadınların birden fazla özürlü çocuğu var. Bazı özürlü bireyi olan ailelerin, maddi durumları da çok kötü. Tüm olumsuzluklara rağmen, anneler canla başla çocukları için uğraşıyorlar. Yılın annesi için birçok kurum ve kuruluş, yarışma ve anket düzenliyor. Neden biri akıl edipte, özürlü çocukların fikirlerini sormuyor. Onlar zihinsel veya fiziksel problemleri yüzünden, kendiliklerinden bu yarışma ve anketlere katılamıyorlar. Magazinden tanıdığımız ünlüler yerine, neden özel çocuğu olan bir anne, yılın annesi seçilmiyor?

3 Aralık’ta dünya özürlüler günü. Bu günlerde özürlüleri hatırlıyoruz. Ya yılın diğer günleri..? Onlar her gün hatırlanmak istiyorlar. Çünkü onlar yılın her günü yaşamak için mücadele veriyorlar.

Neden boş bir gününüzde veya “gün” için toplandığınızda, bir değişiklik yapıp, özürlü bireyi olan bir aileyi veya özürlülere hizmet veren bir kurumu ziyaret etmiyorsunuz? Neden kendinize, “acaba bizim de özürlüler için yapacağımız bir şey var mı” diye sormuyorsunuz? Maddi durumu iyi olmadığı için, tekerlekli sandalyesi olmayan o kadar çok özürlü var ki. Kadınlar “günde” topladıkları paralarla, bir özürlüye tekerlekli sandalye alamaz mı? Bu hiç kimsenin aklına gelmiş midir acaba?

Benim oğlumun tekerlekli sandalyesini, bize bir okul bağışlamıştı. Okuldaki bir öğretmenin girişimleriyle, her sene bir etkinlik düzenliyorlar. Öğrenciler harçlıklarıyla, tespit ettikleri ihtiyaç sahiplerine, her sene 20’nin üzerinde tekerlekli sandalye bağışlıyorlar. Bu sayede öğrenciler, hem özürlülere karşı duyarlı olmayı öğreniyorlar, hem de özürlüleri tanıma fırsatları oluyor.

Herşey Aslında Mucize

Merhaba Arkadaşlar

Bu gün bir arkadaşla sohbet ederken, bundan 30 sene önce ilkokul öğretmenimin hatıra defterime yazdığı kısa ve anlamlı bir söz aklıma geldi.

AYAKKABILARIM YOK DİYE AĞLIYORDUM, TAKİ AYAKLARI OLMAYAN BİR ADAMA RASTLAYINCAYA KADAR….

Hepimizin hayatında eksikler vardır. Ama şunu unutmayalım ki, bizden daha kötü durumda olan bir sürü insan var. Ayakkabılarım yok sa, ne önemi var ki. Mühim olan benim ayakta durmamı sağlayan ayaklarımın olması.

Bir engelli çocuk annesi olarak ta, öğrendiğim en önemli konu da şu: Hepimize normal ve sıradan gelen birçok şey, aslında ne kadar da sıra dışı gelişmelermiş. Bir çocuk dünyaya gelir; 6 aylık oturmaya başlar. 10 aylıkken emekler; 12 aylık ilk adımlarını atar. Önce anne ve baba der. Sonra her gün bir kelime daha öğrenir. 6 yaşına gelince okula başlar. Ortalama 11 – 15 sene okula gider. Mezun olur ve iş hayatına başlar. Sonra evlenir ve belki çocuğu olur.

Benim oğlum 2 yaşından sonra destekli oturmaya başladı. Şu anda 10 yaşında, hala yürüyemiyor. Düzgün konuşamıyor. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Bir yudum su için bile, başkalarına muhtaç.

Bu sözleri okuyan herkesin duygulandığını görür gibiyim. Ama ben en büyük mutlulukları, bu oğlumda yaşadım. Çünkü en ufak bir gelişme bile, onun için mucize gibi. Kucağıma aldığım zaman, kollarını boynuma dolayıp “annem” diyebiliyor. İlk defa 4 yaşında bana anne demesini, hiç bir zaman unutamam. Dünyalar benim olmuştu sanki. O zamanki hislerimi anlatmak için sözler yetmez.

Hayatta yaşadığım, tüm olumsuzluklara rağmen, benim sağlığım yerinde. Çocuğuma bakabiliyorum. Onun için elimden ne geliyorsa yapıyorum. Bundan daha büyük bir mutluluk olabilir mi?

O yüzden herkes elindekilerin kıymetini bilsin.

Sizden bir de şunu rica ediyorum. Bu yazımı arkadaşlarınıza yollayın. Bir daha bir özürlüyü yolda gördüğünüz zaman, durup ona “merhaba” deyin. İki çift sohbet etmeye çalışın. Onların en fazla ihtiyaç duydukları şey sevgi ve şefkattir.


Dear friends

When I was chatting with a friend today, I remembered an old Persian saying that my primary school teacher had written into my album 30 years ago:

”I cried because I had no shoes until I met a man who had no feet“.

We all lack something but we shouldn‘t forget that there are many people who are in a much worse situation. What does it matter that I don‘t have shoes. Important is that I have feet I can stand on.

The most important thing I learned as a mother of a disabled child is that all those things we take for granted are actually extraordinary developments. A child is born, can sit with 6 months, crawls with 10 months and makes his first steps with 12 months. First, he says ”mum“ and ”dad”. Then, learns a new word every day. With 6 years, he starts school and attends school for an average of 11 to 15 years. He graduates and his work life starts. Then, he gets married and maybe has children.

My son started sitting with a support when he was two. Now, he is ten but still can‘t walk, can‘t talk properly, can‘t take care of his own needs. Even for a sip of water he needs the help of others.

I can almost see how moved those who read this are. But I experienced the greatest happiness with this son because even the slightest of his developments  is like a miracle. When I hold him, he can wrap his arms around my neck and say ”my mummy“. I will never forget when he said ”mum“ for the first time when he was four. I was unimaginably happy. There are no words that can express how I felt at that moment.

Despite of all the negative things that happened in my life, I am healthy and I can take care of my son. I do everything I can for him. Can there be any greater happiness?

Therefore, value what you have.

I‘d like to ask you for one thing. Send this text to your friends and next time you see a disabled person, stop and say ”hello”, try to have a conversation. What they need most is love and compassion.

Hallo Freunde

 

Als ich mich heute mit einem Freund unterhielt, fiel mir ein Spruch ein, dass meine Grundschullehrerin in mein Poesiealbum schrieb:

 

Ich weinte weil ich keine Schuhe hatte, bis ich einen Mann traf, der keine Füsse hatte…..

 

Jeder hat Mangel in seinem Leben. Aber wir sollten nicht vergessen, dass es viele Menschen gibt, denen es viel schlechter geht, als uns. Was macht es schon aus, wenn ich keine Schuhe habe. Hauptsache ist es, dass ich Füsse habe, auf denen ich stehen kann.

Als Mutter von einem behinderten Kind, ist das wichtigste was ich gelernt habe folgendes: Dass vieles, was uns normal und gewöhnlich vorkommt eigentlich sehr aussergewöhnliche Fortschritte sind. Ein Kind kommt auf die Welt; mit 6 Monaten fängt es an zu sitzen; mit 10 Monaten krabbelt es; mit 12 Monaten macht es seine ersten Schritte. Zuerst sagt es Mama und Papa. Dann lernt es jeden Tag ein neues Wort. Wenn es dann 6 Jahre alt ist, fängt es mit der Schule an. Durchschnittlich 11 – 15 Jahre besucht es die Schule. Wenn das Studium beendet ist fängt es zu arbeiten an. Danach heiratet es und bekommt vielleicht ein Kind.

Mein Sohn hat mit 2 Jahren angefangen mit Unterstützung, zu sitzen. Er ist jetzt 10 Jahre alt und kann noch nicht laufen. Er kann nicht richtig sprechen. Seine Bedürfnisse nicht selbst befriedigen. Selbst für ein Schluck Wasser ist er auf Andere angewiesen.

Ich kann fast sehen, wie jeder traurig ist nach diesen Worten. Aber meine glücklichsten Momente, habe ich mit diesem Sohn erlebt, weil die kleinsten Fortschritte für ihn wie Wunder sind. Wenn er auf meinem Schoss sitzt, kann er mich umarmen und ”meine Mutter” sagen. İch kann es nicht vergessen, wie er das erste Mal mit 4 Jahren Mutter zu mir sagte. Ich war unheimlich glücklich. Um meine damaligen Gefühle zu beschreiben reichen Worte nicht aus. Trotz aller Schwierigkeiten in meinem Leben, bin ich gesund und kann mein Kind versorgen. Ich mache für ihn alles, was in meiner Macht steht. Gibt es ein grösseres Glück?

Deshalb sollte jeder schätzen, was er besitzt.

Ich bitte euch um folgendes: Schickt dieses Schreiben an eure Freunde und wenn ihr das nächste Mal einen behinderten trifft, bleibt stehen und sagt “hallo” zu ihm. Versucht ein Gespräch zu führen. Was sie am meisten brauchen ist Liebe und Zuneigung.

Canım Anneciğim Demiyor

Canım Anneciğim Demiyor

Bu gün anneler günü.
Bende bir anneyim.
Ama benim yavrum beni kutlamıyor,
Boynuma sarılıp, öpmüyor,
Çiçekler toplayıp koklatmıyor,
Canım anneciğim demiyor.

Oysa ona ne emekler harcadım.
Senelerce üstünü temizledim.
Yiyemiyor diye ben de yemedim.
Uyumuyor diye ben de uyumadım.
Hastalandı başında bekledim.
Canım anneciğim demiyor.

Benim yavrum konuşamıyor.
Yaşıtları gibi koşup, oynayamıyor.
Yemeğini kendi yiyemiyor.
Düşünce kalkamıyor.
Benim yavrum engelli,
Canım anneciğim diyemiyor ki.

© Özlem Yıldırım

* Bu şiiri yazdığımda oğlum henüz anne diyemiyordu. Su anda artık boynuma sarılıp annem diyebiliyor.

Er sagt nicht „Liebste Mama“

Heute ist Muttertag
Ich bin auch eine Mutter
Aber mein Sohn gratuliert mir nicht
Umarmt und küsst mich nicht
Pflückt keine Blumen und lässt mich riechen
Er sagt nicht „Liebste Mami“.

Dagegen hab‘ ich soviel für ihn getan
Hab‘ ihn jahrelang sauber gemacht
Hab‘ nicht gegessen, wenn er nicht essen konnte
Hab‘ nicht geschlafen, wenn er nicht schlafen konnte
Blieb an seiner Seite, wenn er krank war.
Er sagt nicht „Liebste Mami“.

Mein Sohn kann nicht sprechen
Kann nicht wie seine Altersgenossen rennen
Kann nicht alleine essen
Kann nicht aufstehen, wenn er fällt.
Mein Sohn ist behindert.
Er kann gar nicht „Liebste Mami“ sagen.

© Özlem Yıldırım

* Dieses Gedicht habe ich 2005 geschrieben. Mein Sohn kann mittlerweile „Mami“ sagen und mich umarmen.

He doesn‘t say ”dear Mummy”

Today is Mothers Day
I am a mother, too.
But my son doesn‘t congratulate me
Doesn‘t hug and kiss me
Doesn‘t collect flowers and let me smell
He doesn‘t say ”dear Mummy”

Yet, I have worked so hard for him
Cleaned him for years
Didn‘t eat when he couldn‘t eat
Didn‘t sleep when he couldn‘t sleep
Stayed with him when he was ill
He doesn‘t say ”dear Mummy“.

My child can‘t speak
Can‘t play like his peers
Can‘t eat alone.
Can‘t get up when he falls down
My child is disabled
He can‘t say ”dear Mummy“.

© Özlem Yıldırım

* I wrote this poem in 2005. My son can say ”Mummy“ and hug me now.

“Onlardan” biri, oğlum Hüseyin Can

Hüseyin Can bu fotoğrafta 3 yaşında. Hayatıma büyük mutluluk getiriyor. Düzgün konuşamadığı halde rüyalarını bile biraz söyleyebildiği sözlerle ve biraz da işaretlerle anlatmaya çalışıyor.
Hüsseyin-Can is three on this picture. He brings so much joy into my life. He cannot speak properly but manages to tell us what he dreamed about. Using the word he can say and gestures, he tells us everything he wants.
Hüseyin Can ist auf diesem Photo 3 Jahre alt. Er bringt viel Freude in mein Leben. Obwohl er nicht richtig sprechen kann, schafft er es selbst seine Träume  teilweise mit Wörtern, die er aussprechen kann und teilweise mit Zeichen, zu erzählen.

Deutsche Artikel, English posts, Hüseyin Can kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . 22 Yorum »