ÖZGÜRLÜK

Nilüfer Turizmin Otobüsleri için aylık yayınlanan Gezgin Dergisini her seyahat ettiğimde büyük bir keyifle okuyorum. Mayıs 2009 sayılarında benim de bir yazıma yer verdikleri için kendilerine çok teşekkür ediyorum. İşte yazım:

Özgürlük

Gezgin DergisiBenin adım Hüseyin Can. Ben ailemizin en küçük çocuğuyum. Benden büyük iki erkek kardeşim var. Onlar benden sekiz ve on yaş daha büyükler. Anlayacağınız, annem ve babam tam “oh be, çocukları büyüttük” derken, ben varlığımla onlara sürpriz yapmışım.

Bebeklik ve ufak çocukluk dönemimi pek hatırlamıyorum. O zamanlardan aklımda kalan annemin, babamın ve ağabeylerimin beni çok sevdikleri ve kendimi huzur ve güvende hissetmemdir.

Ben genelde hep neşeli bir çocuk olmuşumdur. Birisi bana gülümsediği zaman, ben de hemen karşılık veririm. Yanaklarım da tombul tombul olunca, dışarıda yabancılar bile şirinliğime dayanamaz ve gelip beni hemen severler ve genelde hep yanaklarımı sıkarlar. Bundan da hiç hoşlanmam.

Beş yaşıma kadar birkaç tane bebek arabası eskittim. O zamana kadar annem nereye giderse beni de yanında götürürdü. Bir süre sonra bebek arabalarına sığmaz oldum. Ondan sonraki yaklaşık iki sene, bir zorunluluk olmadıkça, annem beni yanında götürmemeye başladı. Evde zaman geçirmeye alışık olmadığım için, bu dönem benim için çok zor geçti. Aynı zamanda annem de bir yere gidemez olmuştu. Yakın çevremizde bana bakacak kimse yoktu. Bu dönemde sık sık annemle babamın tartışmalarına şahit oldum. Annem babamdan tekerlekli sandalye diye bir şey almasını istiyordu. Babam ise “ben çocuğumu onunla dışarıda gezdirmem” diye itiraz ediyordu. Anladığım kadarıyla bu tekerlekli sandalye pahalı bir şeydi. Yoksa benim tanıdığım annem, çoktan bir yolunu bulmuş ve onu bana temin etmişti. Tekerlekli sandalyenin ne işe yaradığını, ben o zamanlar anlayamamıştım.

Bir gün anneme bir telefon geldi. Görüşme bittikten sonra sevinçten annemin gözleri dolmuştu. “Oğlum, biz seninle bundan sonra, yine her yere birlikte gideceğiz” dedi.

Ertesi gün beni kucağına aldı ve biz bir lisenin yolunu tuttuk. Oraya vardığımızda bir sürü insanın toplandığını gördük. Bu insanlar sanki bir olayı kutluyor gibiydiler. Ayrıca basın mensupları da ordaydı.

Bizi bir öğrenci karşıladı ve elindeki listeye baktıktan sonra az ileride duran arkadaşına “Hüseyin Can’ın tekerlekli sandalyesini getirin” diye seslendi. Biraz sonra benim hayatımın dönüm noktası olacak tekerlekli sandalyemi getirdiler.

O günden sonra, hava yağışlı olmadığı sürece, annem beni yine hep yanında götürmeye başladı. Pazar ve market alışverişlerini birlikte yapıyoruz. Faturaları birlikte ödüyoruz. Ev ziyaretlerine birlikte gidiyoruz. Resmi bayram geçişlerini izliyoruz. Sinema, tiyatro ve konserlere gidiyoruz. Çok sevdiğim futbol takımının karşılaşmalarını seyretmeye de annemle birlikte gidiyoruz. Hatta annem kendisi için bile doktora gitse beni yanında götürüyor. Ben annemin yanındayken genelde bize sıra bekletmiyorlar. Annem de bana “sen benim torpilimsin” diyor.

Tekerlekli sandalyemi çok seviyorum. Onu bana hediye edenlere bir kez daha teşekkür ediyorum.

*****

Oğlum Hüseyin Can kendisini ifade edebilseydi eminim sizlere bunları anlatırdı. Ancak o bunları yazabilecek durumda değil. Hüseyin Can halk arasında spastik diye bilinen Serebral Palsi teşhisi konmuş ağır engelli bir çocuk. Yürüyemiyor, ellerini düzgün kullanamıyor, konuşamıyor, oturduğu yerde düşse bile kalkamıyor ve hiçbir ihtiyacını kendisi karşılayamıyor.

Hüseyin Can gibi nice çocuklar var. Yürüyemeyen engelli çocukların bir çoğu maalesef eve mahkum oluyor. Onlara bakmak zorunda olan anneleri de zorunlu olmadıkça çocuklarını bırakıp bir yere gidemiyorlar. Oysa bir tekerlekli sandalye hayatlarını ne çok değiştirebilir.

Ben oğlumun tekerlekli sandalyesine “özgürlük” adını taktım. Çünkü gitmek istediğimiz her yere gitme özgürlüğünü verdi bize.

Eğer siz de bir engelliye ve yakınlarına özgürlüklerini vermek istiyorsanız, lütfen tekerlekli sandalye almalarına yardımcı olun. Bunun için bulunduğunuz illerdeki engelli derneklerine müracaat edebilirsiniz. Eğer ilinizdeki engelli derneklerini bilmiyorsanız bana mail yoluyla ulaşabilirsiniz.

Özlem YILDIRIM

English version

When I travel with Nilüfer Turizm bus lines, I always greatly enjoy reading there monthly magazine. I would like to thank them for publishing one of my articles in their May 2009 issue.

Freedom

My name is Hüseyin Can. I am the youngest chid in my family. I have two older brothers. One is eight years older than I and the other ten. So, just when mom and dad were saying “Phew, our kids are grown up now”, I surprised them.

I don’t remember much about the time when I was a toddler or a small kid. The only think I remember is that mom, dad and my brothers loved me a lot and that I felt at peace and safe.

I have always been a very cheerful child. When somebody smiles at me, I immediately smile back. When I still had puppy fad and full cheeks, even strangers on the street could not resist my charm and would come and squeeze my cheeks, which I didn’t like at all.

By the time I was five, I had used up five strollers. At that time, my mother would take me where ever she went. But then I wouldn’t fit in strollers anymore. The two following years, my mother stopped taking me anywhere except it was a necessity. Because I wasn’t used to staying home, this time was very difficult for me. My mother couldn’t go anywhere much either. There wasn’t anybody around who could take care of me. In this time, I often heard my mom and dad arguing with each other. My mother wanted my dad to buy something she called a wheelchair. But my father would argue against it sayin: “I will never walk with my child in a wheelchair.” As far as I understood this wheelchair was something expensive. Otherwise, I know my mother would have long found a way to buy me one. At that time, I didn’t understand what a wheelchair was good for.

One day, my mom got a phone call. After the phone call, she had tears in her eyes out of happiness. She told me: “My son, from now on, we will again be able to go everywhere together.”

The next day, she took me on her arms and we went to a high school together. When we arrived, we saw that many people had gathered there. They seemed to be celebrating something. There were also some newspaper people.

A student greeted us and after looking at a list, told his friends: “Bring Hüseyin Can’s wheelchair!” Then, they brought my wheelchair, which was a turning point in my life!

From then on, my mother has always taken me with her where ever she went except if it was rainy. We go to the farmers market and supermarket together. We go and pay the bills together. We visit friends and relatives together. We go to parades when it is a holiday. We go to the cinema, theatre and concerts together. We even go together to watch my favorite sports, soccer. Even when my mom has to go to the doctor, she takes me with her. When I am with my mom, we usually don’t have to wait in line. That’s why mom sometimes tells me: “You are my “torpil” (an influential person you know and who helps you get things easier).

I love my wheelchair. I want to thank those who gave it to me once again.

*****

If my son, Hüseyin Can, would be able to express himself, I am sure this would be what he would tell you. However, he is not able to right such things. Hüseyin-Can is a severely disabled child with cerebral palsy. He cannot walk; can’t use his hands properly, can’t talk properly; even when he falls while sitting, he cannot get up on his own; he cannot fulfill any of his needs on his own.

There are many children like Hüseyin Can. Disabled children who cannot walk unfortunately, often have to stay at home. There mothers, who are usually there caretakers, also often cannot go anywhere unless it is very urgent. However, a wheelchair can change their lives so much.

I call my son’s wheelchair “freedom” because it gives us the freedom to go where ever we want to go.

If you would also like to give a disabled child and their family some freedom, help them to buy a wheelchair, please. In order to do this, you can apply to one of the organizations for the disabled in your city. If you don’t know where they are, you can send me an email.

Özlem YILDIRIM

Seyran Köyü Bursa-Karacabey

Hafta sonunu Bursa Karacabey’e bağlı Seyran Köyünde geçirdik. Hüseyin Can’ın köy ve yaşantısının hoşuna gideceğini düşündüğüm için arkadaşımın ailesine ziyaret ettik.

P1020069Hüseyin Can iki gün boyunca sadece yatmak için eve girdi. Kalan zamanın tümünü ya köyü gezerek geçirdi ya da evin önündeki sedirde oturdu. Temiz hava, yeşillik ve hayvanlar onun çok hoşuna gitti.

Daha önceki yazılarımda belirtmiştim, Hüseyin Can düzgün konuşamıyor. Dil ve çene kasları düzgün çalışmadığı için sesleri çıkarmakta zorlanıyor. Düzgün söyleyebildiği kelimeler çok az. Biz zamanla kendince yorumladığı kelimeleri anlamaya başladık. Hüseyin Can akıllı bir çocuk. Kendisini ifade etmek için söyleyebildiği kelimeler yeterli gelmeyince işaretlerle anlatmaya çalışıyor söyleyeceklerini. Ne söylemek istediğini yine de anlayamazsak onun “evet” ya da “hayır” diye cevaplayacağı sorular soruyoruz. Bunların sonunda da genelde ne demek istediğini anlıyoruz. Biz onun söylemek istediğini anlayıncaya kadar da zaten pes etmiyor. Onunla bir süre zaman geçiren kişiler de onun “dilinden” anlamaya başlıyorlar. Köyde kaldığımız sürede de birlikte olduğumuz insanlar onu anlamaya başladı. Ben Hüseyin Can’ın kendisini ifade etmek için kullandığı kelimelere ve işaretlere “Hüseyin Canca” diyorum :)

P1020185Köyde ineklerin olduğunu duyunca Hüseyin Can daha ilk günden “süt sağıp, size içireceğim” diye tutturdu. Ama maalesef bir türlü ineklerin sağıldığı saati denk getiremedik. Hoş denk gelseydi bile, inekleri sağmak Hüseyin Can’ın tahmin ettiği gibi kolay bir iş değil ama bunu denemesi bile ona yetecekti. Biz de ineklere damın kapısından bakmakla yetindik.

P1020306Genel olarak Hüseyin Can hayvanları seviyor ve dokunmak istiyor. Köyde hayvan bol olduğu için Hüseyin Can’ın hayvanlarla teması da çok oldu. Bilhassa köpekler çocukları seviyorlar. Hüseyin Can da onları dokunup, sevebildi. Hüseyin Can’ın hayvanlardan korkmaması büyük avantaj onun için.

P1020282 Köyde tek sıkıntımız yollar oldu. Köy yolları tekerlekli sandalye için uygun değil. Bereket yakın zamanda yağış olmamıştı. Yollar çamur olacağından kesinlikle gezemezdik. Engelliler için köy yaşantısı uygun değil. Büyük şehirlerde bilhassa fiziksel engelliler için yaşamak daha kolay. Üstelik tedavi ve rehabilitasyona ulaşmak da şehirlerde daha kolay.

Hüseyin Can Seyran Köyünden üzülerek ayrıldı :(

 

We spent last weekend in the Seyran village near Bursa. I thought Hüseyin Can might like the village life so we visited the family of a friend of mine.

For two days, Hüseyin Can only went inside to sleep at night. The rest of the time, we went around the village or he sat outside the house with the other people (see first picture). He liked the clean air and all the green very much.

Hüseyin Can cannot speak properly. His tongue and chin muscles don’t function properly so that he has problems producing sounds. He can only say very few words properly. We have learned to understand what he wants to say. Hüseyin Can is a clever boy. When he sees that the words that he is trying to say are not enough to make him self understood, he uses signs (gestures or mimic) or points at something. If we still can’t understand him, we ask yes/no type of questions which usually helps. He doesn’t give up anyway until we understand what he means. People who spent some time with him start to understand his “language”. The family we stayed with in the village also started to understand him.

When Hüseyin Can heard that there were cows in the village, he insisted to milk a cow and gives us the milk to drink. Unfortunately, we always missed the time when they were milked. Of course, milking the cows isn’t as easy as Hüseyin Can thinks but even trying it once would have made him happy. So, we only got to watch the cows.

Hüseyin-Can generally likes animals and wants to touch them. Because there are many animals in the village, he had a lot of opportunities to do that. Especially the dogs there like children. It’s a huge advantage that Hüseyin-Can is not afraid of animals.

The only problem we have in villages like this are the roads. Such village roads are not suitable for wheel chairs. We were lucky that it hadn’t rained for a while. If the roads had been muddy, we wouldn’t have been able to move about and see the village. It is generally much easier for people with physical disabilities to live in the city where it is also easier to go to rehabilitation.

Hüseyin Can was sad to leave the village :(

P1020208P1020169P1020077P1020182P1020298P1020165

Hafta Sonu Piknik ve Sazova Parkı Gezisi

Bu hafta sonu Bursa’da oturan Hüseyin Can’ın anneannesi bizi ziyarete geldi. Buğday Tanesi Derneğindeki arkadaşlar, birkaç gündür süren harika bahar havasını fırsat bilip, bizi pikniğe davet ettiler. Derneğimizin Yönetim Kurulu Üyesi olan Hafize Şeker’in Görsem Devlet Hastanesi Polikliniklerinin yanında bahçe ve serası var, oraya gittik. Piknik çok güzel geçti. Hepimiz çok eğlendik.

Dönüşte Eskişehir’in en büyük parklarından olan Sazova Parkını gezdik. Ben bu Parkı daha önce görmemiştim. Harika bir yermiş. Geçen sene açılmış. Çocuklar piknikten sonra biraz yorgun oldukları için fazla gezemedik. Bu Parkı başka bir gün mutlaka tekrar ziyaret edeceğiz.

Sırasıyla Derneğimizin Yönetim Kurulu Üyesi Hafize Şeker, Burak (Emine Yıldırım’ın oğlu), Derneğimizin Yönetim Kurulu Üyesi Emine Yıldırım; Hüseyin Can, Derneğimizin Başkan Yardımcısı Hüseyin Diyarbakırlı

p1010727
Burak zihinsel engelli bir çocuğumuz. Yürüyebildiği halde Hüseyin Can’ın tekerlekli sandalyesine özendi ve kendisini gezdirdi.

p1010729
Hüseyin Can, derneğimizde çocuklarımızın “Dayı” diye seslendikleri Hüseyin Diyarbakırlı ve Emine Yıldırım’la poz verdi.

p1010765
Sazova Parkında bire bir ölçülerinde yapılan Korsan Gemisinin Önünde Hüseyin Can Anneannesi, Burak, Emine “Teyzesi” ve Hüseyin “Dayısı” ile birlikte.

p1010788

Dikkat! Engellilerde Protein Enerji Malnütrisyonu (PEM) Riski

PEM (Protein Enerji Malnütrisyon), bir ya da daha fazla besin elemanının uzun süre yetersiz veya dengesiz alınması sonucu ortaya çıkan hastalık tablosuna denir.

PEM  gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde yaygın bir çocuk sağlığı sorunudur. PEM’e bağlı olarak bazı hastalıkların oluşumu kolaylaşmaktadır. Dünyada çok sayıda çocuk malnütrisyonun (beslenme yetersizliğinin) neden olduğu enfeksiyon, ishal, büyüme ve gelişme geriliği, zeka geriliği, demir eksikliği anemisi gibi çocuk sağlığını kötü yönde etkileyici, hasar bırakıcı ve hatta ölümlere sebep olan hastalıklar ortaya çıkarmaktadır. Erken yaşlardaki yetersiz ve dengesiz beslenmenin, fiziksel ve mental gelişimi olumsuz yönde etkilediği, yapılan araştırmalar göstermiştir.

PEM değişik şekillerde sınıflandırılır. Hüseyin Can’da GOMEZ sınıflaması göz önünde tutulmuştur. Buna göre aynı yaştaki sağlıklı bir çocuğun ağırlığıyla Hüseyin Can’ın ağırlığı karşılaştırıldı.

GOMEZ sınıflaması şu şekilde yapılmaktadır:
Eğer hastanın ağırlığı olması gereken ağırlıktan
• % 90 yada fazlaysa normal
• % 75-89 arası ise 1. derece (hafif)
• % 60-74 arası ise 2. derece (orta)
• % 60 dan az ise 3. derece (ağır) PEM’dir

PEM’e yol açan sebepler

PEM’in başlıca sebepleri arasında çocuklara doğumdan sonra anne sütü verilememesi, protein değeri düşük mamalarla beslenilmesi, uygun tamamlayıcı besin olmamasını sayabiliriz. Bu da daha çok sosyoekonomik şartların düşük olduğu ülkelerde görülmektedir. Bunun yanı sıra barsak sorunları da PEM’e yol açmaktadır.

PEM’e yol açan sebepleri kısaca söyle de özetleyebiliriz:
• Beslenme hataları
• Kusma ve ishaller
• Enfeksiyonlar
• Yetersiz sosyal çevre
• Sindirim sisteminin anotomik bozukluklar (yarık damak, yarık dudak)
• Metabolizma ve endokrin hastalıkları (diyabet, hipotroidi vs)
• Genetik bozukluklar (çölyak hastalığı, kistik fibrozis gibi)

Engellilerde PEM riski

Engellilerde bu sebeplerin dışında besin alımını zorlaştıran diğer nedenlerden dolayı da PEM gelişebilir. Bu nedenler şunlardır:
• Besin çiğnemede zorluk
• Besin yutmada zorluk
• Yemeği geri çıkarma ve dişleri sıkma, zor çiğneme
• Sürekli sulu besin alımına bağlı kabızlık
• Besini ağıza götürememe, kendi başına yemek yiyememe

PEM’in tedavisi ve önlenmesi

Altta yatan sebep düzeltilmeli, günlük öğün sayısı arttırılmalı, gece beslenme desteği verilmeli, yaşa uygun iyi kalite protein içeren besinler ile vitamin ve mineral desteği sağlanmalıdır. Bu hastalara yeterli enerji içeren gıdalar eklenerek, kayıpları karşılamaya yetecek miktarda su ve organik maddeler içeren ve vücut proteinlerinin korunmasını sağlayacak miktarda aminoasit sağlayan dengeli bir diyet verilmelidir.

Eğer hastalar besin alımının zorluğu nedeniyle yeterince gıda ve sıvı alamıyorsa, gastrostomi tüpleri veya nazogastrik tüpler uygulanmalıdır. Gastrostomi tüpü gıdaların direk mideye verilmesini sağlayan, mideye operasyonla takılan bir tüptür. Nazogastrik tüp ise burundan mideye uzanan ve basit yöntemle yerleştirilen bir tüptür.

Hüseyin Can’da PEM gelişimi

huseyin-canda-pem3Hüseyin Can doğduğunda boyu 52 cm, ağırlığı da 3400 gr’dı. Bu değerler yeni doğan bir çocuk için gayet iyi. Şansımıza Hüseyin Can meme emebildi ve bu şekilde 15 aya kadar anne sütü almaya devam etti. Şansımıza diyorum, çünkü Serebral Palsili çocukların birçoğu, çene ve dil kasları düzgün çalışmadığı için annelerin memesini kavrayamıyor ve ememeyebiliyorlar.

Anne sütüyle beslenirken, Hüseyin Can çok toplu bir bebekti. Beni emmeyi bırakınca, biberonu dili kavrayamadı ve o yüzden onu biberonla besleyemedik. Ek gıdaları yutmakta da zorlandığı için, hızla zayıflamaya başladı. Hüseyin Can şimdi nerdeyse 11 yaşını dolduracak. Boyu 126 cm, ağırlığı da 17 kilogram. Mama tarzı veya püre haline getirilmiş gıdalardan hoşlanmayan Hüseyin Can’a yemeklerini çatalla hafifçe ezerek veriyoruz. Bizim yediğimiz tüm yemeklerden o da yiyor. Ancak miktar olarak çok az yediği için, bir türlü kilo alamıyor.

Hüseyin Can’ın zayıflığıyla ilgili birkaç kez çocuk doktoruna müracaat ettim. Her defasında beni diyetisyene yönlendirdiler. Onlar da Hüseyin Can için kalorisi yüksek diyet listeleri hazırladılar. Listedeki gıdaları miktar olarak Hüseyin Can’ın tüketmesi mümkün değildi. Bunu doktorlara bir türlü anlatamadım. Ta ki biz çocuk servisinde yatarken hekimin bizi Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde Metabolizma Bölümüne sevk etmesine kadar. Burada muayenesi yapılan Hüseyin Can’ın boyuna göre vücut ağırlığının çok düşük olduğu anlaşıldı ve takip için hastaneye yatırıldı.

Hastaneye yatırılan Hüseyin Can’ın aldığı kalori ve sıvı miktarı hesaplanacak ve gerekirse gastrostomi tüpü takılacaktı. Bu müdahele yapılmadan önce, birkaç ay gıdaların kalori ve protein değerini arttıran mamalar kullanılarak, Hüseyin Can’ın kilo alıp almadığı takip edilmesine karar verildi ve biz hastaneden taburcu olduk. Bu mamaların kendine has tatları yok ve yemeklerin tadını değiştirmiyorlar. Umarım bu mama takviyeleriyle Hüseyin Can kilo alır.

Çocuğunuzun kilosu çok düşükse, lütfen bir Tıp Fakültesinin Metabolizma Bölümüne başvurun.

Hazırlayanlar: Özlem YILDIRIM, Dr. Fatih YÜKSEL

Hastanede Yatışımızın Ayrıntıları

Hüseyin Can’a 3. derece (en ağır derece) Protein Enerji Malnütrisyonu (PEM) teşhisi konmuştu. Bunun tam olarak ne anlama geldiğini, hastaneden taburcu olduktan sonra yaptığım araştırma sonucu öğrendim. Bir sonraki yazımda, bunu sizlere açıklayacağım.

Hastaneye yatış sebeplerimizden biri, Hüseyin Can’ın günlük ne kadar kalori ve sıvı aldığını hesaplamaktı. Bana kalırsa bunu hastane ortamında hesaplamak zor veya sonuç tam doğru olmayacaktı. Hüseyin Can, her yemeği düzgün yiyemediği için, ben evde genellikle onun sevdiği ve yiyebileceği yemekler hazırlamaya gayret ediyorum. Oysa hastanede gelen yemekler arasında beğenmediği yemekler oldu. Ayrıca Hüseyin Can kalabalık ortamlarda düzgün yemek yemiyor.

Metabolizma bölümü başkanı Prof. Dr. Sultan D. Aydoğdu’nun da, Mart ayının ortasına kadar, geçirdiği rahatsızlık sebebiyle, hastanede olmayacağını öğrendim. Bu saydığım sebeplerden dolayı, ben de doktorlara Hüseyin Can’ın kalori takibinin evde yapılmasının daha uygun olacağını belirterek, taburcu olmamızı önerdim. İçleri pek rahat olmasa da, benim önerimi kabul ettiler. Bizi tekrar diyetisyene yönlerdiler ve yemeklerin kalorisini arttırmak için, yemeklere ilave edilen bir tozu önerdiler.

huso-orgulu-babaanne2Hüseyin Can çok neşeli bir çocuk. Ağır engeline rağmen etrafına hep neşe saçıyor. Benim örtümü ve gözlüğümü yatağın üzerinde görünce, hemen kendisine takmaya çalıştı. Başaramayınca benden yardım istedi. Hüseyin Can’ın babaanne taklidi, odamızdaki diğer hastaları ve hemşireleri çok güldürdü.

hastane-camindan-kar-manzaralari3Biz hastaneye yatarken hava çok güzeldi. Ertesi gün çok kar yağdı. Bulunduğumuz hastane odasının camından müthiş bir kış manzarası seyrettik.

karda-kuru-ekmeye-hasret-guvercinler3

 

 

 

 

Ayrıca yiyecek bulamayan kuşlar için balkona ekmek kırıntıları koyduk. Kuşları bunları yerken izlemek çok keyifliydi.

Yine Hastanelik Olduk

Hüseyin Can’ın yutma sorunu olduğu için, düzgün yemek yiyemiyor. Bu sebepten de kilosu çok düşük. Bunu düzeltmeyi bir türlü başaramadık.

Bu gün Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Metabolizma bölümünde randevumuz vardı. Doktorumuz, Hüseyin Can’ı bir süreliğine takip etmek istediğini söyledi. Eğer gerekirse, farklı yöntemlere başvuracakmış. Bir müddet hastanede yatacağız.

Yazılarıma, bu yüzden bir süreliğine ara veriyorum.

Hüseyin Can kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , . » yorum bırak;

Dr. Ayten Bozkaya Spastik Çocuklar Hastanesi ve Rehabilitasyon Merkezi

dr-ayten-bozkaya-hastanesiBursa’da faaliyet gösteren Dr. Ayten Bozkaya Spastik Çocuklar Hastanesi ve Rehabilitasyon Merkezi, Türkiye’nin Sağlık Bakanlığına bağlı tek Spastik Çocuklar Hastanesidir.

Merhum Dr. Ayten BOZKAYA tarafından, spastik çocuklar için rehabilitasyon merkezi yapılması için Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına bağışlanan arsaya, 1994 yılında inşaat başlamış ve 1996 yılında tamamlanmıştır. 1997 yılında hastane olarak hizmete açılmıştır. Gelen hastaların yoğunluğundan dolayı yetersiz kalan hastaneye 2004 senesinde ek bina inşa edilmiştir.

(Dr. Ayten BOZKAYA ayrıca Hastane arazisine komşu iki arsayı da bağışlamış ve bunlara bir Anaokulu ve İlköğretim Okulu yapılmıştır. Dr. Ayten BOZKAYA’yı örnek davranışlarından dolayı, her zaman minnetle anacağız.)

Dr. Ayten Bozkaya Spastik Çocuklar Hastanesi ve Rehabilitasyon Merkezi, Serebral Palsili çocuklar için yatarak ve ayaktan, diğer engelli çocuklar için ise ayaktan tedavi bölümleri içeren rehabilitasyon hizmeti ve bulunduğu bölge halkına da poliklinik hizmeti vermektedir.

Hastanede

• Acil
• Yetişkin ve Çocuk olmak üzere 2 Fizik Tedavi Polikliniği
• Sağlıklı ve Engelli olmak üzere 2 Çocuk Polikliniği
• Nöroloji Polikliniği
• Kadın Doğum Polikliniği
• Psikoloji Uzmanı
• Beslenme Uzmanı
• 5 Fizyoterapist
• 2 Özel Gelişim Uzmanı
• Grup Eğitimi Öğretmeni
• Yüzme Havuzu
• Elektrik Stimülasyon Cihaz (kasları güçlendirmek için kullanılır) Odası
• EEG
• ENMG
• Laboratuar
• Röntgen bölümleri ve uzmanları hizmet vermektedir.

Hastane Polikliniklerinde engelli çocuklara öncelikli olarak bakılmaktadır.

Ayrıca 54 yataklı serviste, engelli çocuklar yatılı olarak tedavi edilmektedirler. Burada Bursa ili, ilçeleri ve diğer tüm şehirlerden hastalar, yatış yapmaktadırlar.

Serebral Palsi tanısı konulan çocukların yanı sıra, Down Sendromu, Otizm, Hiperaktivite, Sipina Bifida, Kas Hastalığı ve diğer bedensel ve zihinsel engelli çocuklar, burada takip edilmektedir. Bunların dışında, doğduktan sonra gelişmelerinde anormallik gözlenen ve nörolojik rahatsızlıklardan şüphelenen çocuklar, bu hastaneye sevk edilmekte ve incelenmektedir.

Yatılı serviste çocuklar anneleriyle birlikte, ortalama üç ay süren, uzun bir rehabilitasyon döneni geçirmektedirler. Anne ve çocuğun, bu uzun dönemi en rahat şekilde geçirebilmeleri için, bu servis ev ortamını aratmayacak şekilde tasarlanmıştır. Yerlerin tamamı halı kaplıdır. Banyo ve tuvalet odaların bir bölümüne yapılmıştır. Her odada iki anne ve iki çocuk için yatak mevcuttur. Ayrıca dolap, televizyon, buzdolabı ve telefon vardır. Bunun yanı sıra yeme güçlüğü olan çocuklara özel yemek pişirmek ve bebeklerin mamalarını hazırlamak için bir de ortak kullanılan mutfak vardır.

Bu bölümde yatan çocuklar, yoğun fizik tedavi ve eğitim aldıkları için, çok önemli gelişmeler sağlanmaktadır. Annelerde, hastanede yattıkları sürece, tedaviye dahil edilmektedirler.

Hastanede tedavi süresinin uzun sürmesi ve yatak sayısının az olması sebebiyle, bir seneye varan bir bekleme süresi vardır. Sadece ortopedik ameliyat sonrası, yoğun fizik tedavi görmesi gereken hastalar, bekletmeden hastaneye yatırılmaktadırlar.

Hastaneye, çevre ilçelerden, belediyelerin tahsis ettiği otobüslerle, belli günlerde ayaktan tedavi olan hastalar gelmektedir. Bursa’nın değişik semtlerinden, yine haftanın belli günlerinde, belediyenin servisleri, hastaları Hastaneye getirmektedir.

Hastane tedavi ve rehabilitasyon dışında, kamuoyunu bilinçlendirme adına çalışmalar yapmaktadır. Özre yol açan nedenler, özürlülük nasıl engellenir, kalıtımın rolü, gebelikteki riskler, beslenme bozukluğu, özürlü tanısı konmuş hastalar nasıl tedavi edilir gibi konularda, aydınlatıcı bilgiler verir. Ailelere ve çocuklarına psikolojik destek sağlar. Aile eğitimi ve danışmanlığı hizmeti sunar. Sivil Toplum Örgütleri ve ilgili kurumlarla iş birliği yapar. Sosyal Etkinlikler düzenler. Özürlülerle ilgili araştırma yapar. Bu konularla ilgili eğitim, seminer ve kongrelere katılır.

Dr. Ayten Bozkaya Spastik Çocuklar Hastanesi ve Rehabilitasyon Merkezi

Adres: Altınova mah. Ali Galip Yaldız cd. Osmangazi/BURSA

Tel: 0224 216 00 66
Fax: 0224 216 00 70

Şehirlerarası Kara Ulaşımında Çocuk ve Engelliye İndirim

Şehirlerarası Kara Ulaşımında Çocuk ve Engelliye indirim – gerçekten var mı?

Karayolları Taşıma Yönetmeliğinde yapılan 6. değişiklik, 19 Kasım 2006 tarihinde 26351 sayılı resmi gazetede yayınlanarak, yürürlüğe girmiştir.

Bu Yönetmeliğin 48. maddesinin h ve ı şıklarında aynen şöyle belirtilmiştir:

h) 6 yaşın altında olan çocuklar yolcu bileti düzenlenmeksizin kucakta seyahat edebilirler. Bunlar için ayrı koltuk talep edilmesi halinde, bilet ücreti %50 indirimli düzenlenir.

ı) 6 yaş ve üzeri tüm yolcuların ayrı koltukta seyahat etmesi zorunlu olup, 6-12 yaş arası çocuklar ile yaş şartı aranmaksızın özürlüler için bilet ücreti % 50 indirimli düzenlenir.

Bu yönetmeliğe göre, şehirlerarası karayollarında seyahat eden, yaşları kaç olursa olsun, özürlülük derecesi %40′ın üzerinde olan, tüm yolculara, bilet fiyatında %50 indirim düzenlenmesi gerekir.

Ancak, bir çok yönetmelikte olduğu gibi, bu konuda da uygulamada sıkıntılar var. Biz Hüseyin Can’la sık sık Bursa Eskişehir arası seyahat ediyoruz. Şimdiye kadar bilet aldığımız otobüs şirketlerinden, bir şirket hariç, ya %50 indirim alamadık, yada “özürlü ve çocuk kontenjanımız dolmuştur” diyerek, hiç indirim yapmamışlardır. Özellikle, yoğunluk yaşanan tatil ve bayram dönemlerinde, indirimden yararlanmak mümkün değil.

Dün Bursa dönüşü, yine aynı problemi yaşayınca, bu konuyu biraz daha araştırmaya karar verdim. Şikayetimi T.C. Ulaştırma Bakanlığı Kara Ulaştırması Bölge Müdürlüğüne iletmem gerektiğini öğrendim.

Bu sabah orasını arayıp, yetkili kişiyle görüştüm. Bu konuda çok şikayet aldıklarını öğrendim. Şikayet edilen Firmalardan savunma yapmaları isteniyormuş. Firmalar, ya “hiç boş koltuğumuz yoktu”, yada “yolcu engel durumunu gösteren belgeyi gösteremedi” gibi mazeretler öne sürüyorlarmış. Bu gerekçeler doğru olmasa bile, yolcu haklı olduğunu ispatlayamadığı için, şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan şirketlere, bu konuda yaptırım uygulanamıyormuş.

T.C. Ulaştırma Bakanlığının, bu konunun üzerine gitmesini, gerekirse bu sorunları araştırması için müfettiş görevlendirmesini rica ediyorum.

Böyle sorunla karşılaşan yolcular, lütfen şikayetlerini yapsınlar. Şikayetlerinizi yapacağınız Kara Ulaştırma Bölge Müdürlüklerinin telefon numaralarına, Şehirlerarası Otobüs Terminallerindeki Zabıtadan alabilirsiniz. Yada buradan ulaşabilirler.

Haberler, Hüseyin Can kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , , , . » yorum bırak;

Sürünüyoruz

Büyük oğullarım, akranlarına göre, erken yaşta olgunlaştılar. Çok parlak bir hayatımız olmamasına rağmen, onlar da elimizdekiler için şükretmeyi biliyorlar. Hayata başka bir gözle bakmayı becerebiliyorlar.

Büyük oğlum İlker 20 yaşında, ortanca oğlum Caner de 18 yaşını doldurdu. Onlarla, hayata dair, çok güzel sohbetlerimiz oluyor. Bu sabah Caner’le sohbet ederken, bana ilginç bir konudan bahsetti. Bunu sizlerle paylaşmak istedim.

Daha önce bahsetmiştim, biz aslen Bursalıyız. Bu yüzden okul tatilini fırsat bilip, geçen haftayı, Bursa’da ailemizin yanında geçirdik. Caner’in Bursa’da birçok arkadaşı var. Onlarla da görüşme fırsatı buldu. Caner karşılaştığı arkadaşlarıyla, ilk diyaloglarının genelde söyle geçtiğini anlattı:

- Aaa, merhaba Caner, hoş geldin! Nasılsın bakalım?
- Şükür, iyiyim aga (Bursa’da arkadaş için kullanılan argo bir kelime). Sen nasılsın?
- Eh! Nasıl olayım aga? Sürünüyoruz işte.

Caner; bunları bana anlattıktan sonra, söyle devam etti:
“Anne, arkadaşlarım ne dediklerinin farkında değiller. Ağız alışkanlığı olmuş, hep şikayet ediyorlar. Ülkemizde savaş ve açlık yok. Arkadaşlarımın sağlıkları da yerinde. Hepsi daha çok gençler. Önlerinde daha koca bir hayat var. Oysa gerçekten zor durumda olan bir sürü insan var. Dünyanın bir tarafında savaşlar, bir tarafında açlık var. Medyada bunları sık sık görüyoruz. Neden bunların farkına varıp da, hallerine şükretmiyorlar anlamıyorum.”

Bu sözlerin yorumunu sizlere bırakıyorum. Caner’in sözlerine ekleyeceğim, hiçbir sözüm yok.

Caner ve Hüseyin Can

caner-ve-huso

Hüseyin Can kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , . » yorum bırak;

Sen Hiç Düşündün mü?

Sen gözlerinle işitmenin, ellerinle konuşmanın nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Büşra 13 yaşında, işitme engelli. Kulakları duymadığı için, gözlerinle dudakları okumaya ve el işaretlerini anlamaya çalışıyor. Ağzıyla anlatamadıklarını, elleriyle yaptığı işaretlerle anlatmaya çalışıyor. Sen Büşra’ya, kuşların ötüşünü, akan suyun sesini, bir bebeğin ağlama sesini, duyduğun zaman içinden dans etmek gelen melodileri anlatabilir misin?

Sen teninle görmenin nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Metin 15 yaşında, görme engelli. Gözleri görmediği için, parmak uçlarıyla dokunduğu her şeyin şeklini hayal etmeye çalışıyor. Sen Metin’e çiçekleri, okyanusu, pırlantaları, hayvanları, sevdiği insanların görünüşünü anlatabilir misin? Gitmek istediği yere, onu elinden tutup, götürebilir misin?

Sen bu dünyayı algılamadan yaşamanın nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Orhan 9 yaşında, otistik bir çocuk. Kendi dünyasında yaşıyor. Gerçek hayatı ve etrafındaki insanları algılayamıyor. İnsanlarla iletişimi yok. Sen Orhan’a sesini duyurup, sana bakmasını sağlayabilir misin?

Sen farklı bir ırktan görünmenin nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Rabia 8 yaşında, down sendromlu bir çocuk. Genlerinde bir kromozom fazla diye, dünyanın neresinde olursa olsun, down sendromlu çocuklar bir birlerine benziyorlar. Genelde, fiziksel ve zihinsel olarak geç gelişiyorlar. Sen Rabia’ya neden anne ve babasına benzemediğini açıklayabilir misin?

Sen ayaklarının yerine, tekerlek kullanmanın nasıl olduğunu hiç düşündün mü? İbrahim 11 yaşında, ortopedik engelli. Belinden aşağısını hissetmiyor. Bu yüzden yürüyemiyor. Tekerlekli sandalye yardımıyla gitmek istediği yerlere ulaşmaya çalışıyor. Önüne birçok engel çıkıyor. Sen İbrahim’e kaldırıma çıkmak için, asansör bulunmayan binalarda üst kata çıkmak için, otobüse binmek için yardımcı olabilir misin?

Sen gereğinden fazla enerjini nereye kullanacağını şaşırmanın nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Mustafa 12 yaşında, hiperaktif bir çocuk. O kadar çok enerjisi var ki, bunu nereye kullanacağını bilemiyor. Yerinde oturamıyor, her şeyi karıştırıyor, hareket etmeden ayakta duramıyor, sürekli dolanıyor, geceleri uyuyamıyor. Sen Mustafa’nın enerjisini alabilir misin?

Sen istediğin halde, kaslarına söz geçirememenin nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Hüseyin Can 10 yaşında spastik bir çocuk. Yürüyemiyor, konuşamıyor, ellerini düzgün kullanamıyor, yutmakta zorlanıyor, düştüğü zaman kalkamıyor. Sen Hüseyin Can’a yürümeyi, konuşmayı, kalem tutmasını ve yemek yemesini öğretebilir misin?

Sen çevrende olup biteni anlayamamanın nasıl olduğunu hiç düşündün mü? Selçuk 14 yaşında, zihinsel engelli. Ne gelden anlıyor, ne de gitten. Okuma yazma bilmiyor. Kendisine söyleneni yapmıyor. Kendi istediklerini başkalarına nasıl anlatacağını bilmiyor. Sen Selçuk’a akıl verebilir misin?

Tüm bu çocuklar engellerinden dolayı diğer çocuklarla birlikte zaman geçiremiyorlar. Çocuklar oyun oynarken, onlar uzaktan seyrediyorlar. Konuşmayı becerebilenler sözlerle, konuşamayanlar, elleriyle, gözleriyle veya vücut dilleriyle annelerine yalvarıyorlar “beni de oraya götür, ben de onlarla oynayacağım” diye. Sen engelli çocuklara, diğer çocukların onlarla neden oynamak istemediğini açıklayabilir misin?

Sen işitme engelliye sesleri anlatamazsın. Görme engelliye renkleri tarif edemezsin. Otistik çocuğun seni fark etmesini sağlayamazsın. Down sendromlu çocuğun görünümünü açıklayamazsın. Ortopedik engellinin ayakları olamazsın. Hiperaktif bir çocuğu durduramazsın. Spastik bir çocuğun ihtiyaçlarını karşılayamazsın. Zihinsel engelliye akıl veremezsin.

Onlar bunları senden zaten istemiyorlar. Onlar acıyarak bakan gözler de istemiyorlar. Onların ihtiyaçlarını karşılayan aileleri var. Onlar senden sevgi ve duyarlılık istiyorlar. Dışlanmamak istiyorlar. Onlarla yolda karşılaşınca, yolunu değiştirmemeni istiyorlar. Diğer çocuklarla birlikte olmak istiyorlar. Bir tebessüm, bir merhaba, onlara verebileceğin en büyük hediye. O zaman fark edeceksin ki, onların da sana verebileceği birçok şey var.

Engellilerin ayrı dünyaları yok. BU DÜNYA HEPİMİZİN.

© Özlem Yıldırım